Antep’in Ova köylerinden birinde, yoksul bir köylü yaşarmış. Bu köylü; Bağda bahçede çalışır, fıstık toplar, zeytin silkeler ailesinin geçimini sağlarmış.   O kadar yoksul muş ki, çalışmadığı gün neredeyse evdeki horanta aç kalırmış.

Köylü sıkıntılı bir hayat geçirse de buna rağmen oldukça kanaatkâr, gönlü zengin biriymiş.

Günün birinde köydeki zenginlerden biri zeytinliğindeki ağaçlarının altını açmasını istemiş. Parada anlaşmışlar. Köylü sabah erkenden kalkmış   oldukça uzakta olan zeytinliğe    gidip, başlamış  işe.. Öğle olmuş, karnı acıkmış. Bir ağacın altına oturmuş, açmış azık çıkınını. Tam lokmayı ağzına götürecekken at üstünde iyi giyim kuşamlı biri yanına yaklaşmış selam verip; “içecek suyun var mı efendi?” diye sormuş… Köylü de  “ suyumda var, yemeğimde! Buyur birlikte yiyek, içek ağam!” demiş.

Adam attan inmiş, tekrar selam vermiş oturmuş adamın yanına. Suyu içmiş, Köylünün ısrarlarına dayanamayıp açık duran sofradan da birkaç lokma yedikten sonra başlamışlar sohbete.

Adam köylüye; nerelisin? Kimlerdensin? Ne iş yaparsın? Nasıl geçinirsin? “ Derken sohbet koyulaşmış… Adam bir köylünün durumuna, bir de sofrasına bakmış. Bunca yokluğa rağmen köylünün cömertliğine hayran kalmış.  

Adam dayanamamış;” bakıyorum oldukça yokluk çekiyorsun. Çalışmadığında da aç kaldığınıza eminim.  Çektiğin bu yokluk ve yoksulluk seni üzmüyor mu? “Deyince.

Köylü gayet ciddi  ; ”Ağam niye üzüleyim ki ! Bir ailem var, güzel çocuklarım var. Çok şükür sağlığım yerinde, çalışabiliyorum, Kazandığımı yiyebiliyorum.   Dünyada Bundan büyük zenginlik var mı ki?” deyince…

 Adam; ”Kerpiç ev yerine büyük bir konağın olsaydı… Azaplık yerine ağalık etseydin… Emrinde çalışanlar bulunsaydı daha iyi olmaz mıydı? Deyince…

Köylünün yüzünde bir tebessüm  ; “Ağada ölüy, Abdal da ölüy, Aziz';in oluu Battal da ölüy” ağam! Neticede ölüm var mı? …Var! .Bu servetin hamallığını yapmak kolay mı?   Ben halimden memnunum! “Demiş.

Adamın hoşuna gitmiş.  Köylüye teşekkür etmiş. Kalkacağı sırada gizlice cebindeki bir kese altını çıkarıp azık çıkının arasına bırakmış.  Sonra da; suyumu içtim, karnımı da doyurdum şükür. Allah azını çok eylesin. Bana müsaade, yolcu yolunda gerek” deyip kalkmış, helalleşip gitmiş.

Köylü zeytinlikteki işini bitirip akşam evine dönmüş. Azık çıkınını avradına uzatmış içeri girmiş. Kadın çıkını açıp altın dolu keseyi görünce şaşırmış… Keseyi kapıp Kocasına koşmuş, göstermiş. Köylü de şaşırıp kalmış. “Hızır mıydı neydi ?”diye kendi kendine konuşurken, “Bana bu kötülüğü yapmayacaktın. Beni de paranın ataşına atmayacaktın ağam “deyip Açmış ellerini;

“Yarabbi!  Beni verdiklerinle şaşırtma, verip de azdırtma” deyip şükretmiş Allah’ına.

“Ağada ölüy, Abdal da ölüy, Aziz';in oluu Battal da ölüy!” deyimi o günden sonra dilimize yerleşmiş, bugüne kadar gelmiş.