Bu yıl ekonomi açısından 12 ay olmayacak. Ayların bir kısmı yok sayılacak. Devlet gerekli tedbirleri almazsa önümüzdeki en az 5 yıl da olmayacak. Şu anda yapılan borç öteleme. Bu yetmez!
 
Sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada ekonomi zor geçecek. Amerikan bankaları “durgunluk” sözünü kullanmaya başladı. Ve ekonominin yeniden düzelme emarelerinin temmuzla başlayabileceğini açıkladılar. Biz ekonomik olarak zaten bıçak sırtı bir dengede giderken, bazı şeyleri yeni konuşmaya başlamışken, üzerine korona krizi geldi. Şimdi dünya da ne yapacağını bilemiyor. Her devlet kendi gücüne göre paketler açıklıyor. Açıklamalı da, başka türlü ayakta kalmak mümkün değil. Yeni bir dünya, yeni bir ekonomik düzen kurulacak.
 
Türkiye de kendi içinde bir paket açıkladı. Ama bu paket yetmeyecektir. O yüzden belki de yakın bir gelecekte daha radikal kararlar alacağız. Ben teşvik paketinin ve bazı muafiyetlerin belirli sektörlere değil, herkes için geçerli olması gerektiğini düşünüyorum.   Şu anda kapatılan, çalışmasına izin verilmeyen işletmelerin kiraları, yanında çalıştırdıkları ne olacak? Hepsi yaşamalı, yaşatmalıyız. Bir çare bulmalıyız. İşyerini açmayacaksın, dediğinde onun gereklerini de devlet olarak yapman lazım! Ekonomi durursa arkasından sosyal sorunların çıkması kaçınılmaz olur.
 
Şu anda birkaç sektör dışında hiçbir şirket ve esnaf iş yapamıyor. Reel sektörü ve çalışanlarını korumak için gerekli önlemleri almazsak bunun acısını çok uzun yıllar çekeriz. Bir tek yap-işlet-devret projesini yapanların paraları garanti. Üstelik yaptıklarını şimdi kullananlar az olduğu için bir de kullanmadığımız hizmetlerin de parası bize yüklenecek. Suriyelilere 40-50 milyar dolar harcayan, Afrika’ya 26 milyar göndermeye hazırlanan devletimizin kendi halkına cimri davranmayacağını düşünüyoruz.
 
İhtiyaç akçesini bir başka adıyla kefen parasını da kullandığımıza göre devletin kasasında yeteri kadar para yoksa gurur yapmanın anlamı yok. Çare ya İMF ile anlaşmak ya da para basmak. Bunu yapmazsak çok daha kötü durumlara düşeceğiz. İntihar edenler, borç-alacak için birbirlerini öldürenler olabilecek. Hiçbir şey insan hayatından daha önemli değildir. Gerekeni yapın, bırakın enflasyon, döviz fırlasın, faiz artsın, bütçe açığı patlasın bunlar ileride bir şekilde halledilir. Kaybettiğimiz hayatları ve değerleri geri getiremeyiz. Zaten biz bunlara alışık milletiz. İlk defa duyacağımız, ilk defa yaşayacağımız şeyler de değiller ki! Üstelik bütün bunların bir sorumlusu da var: VİRÜS!
 
Sokağa çıkmayın diyorlar, çıkmıyoruz. Bağışıklık sisteminizi güçlü tutun, o zaman virüsle başa çıkabilirsiniz, diyorsunuz. Bağışıklık sistemini yıkan en önemli etken “stres”. İşyerini kapatmış, evde oturuyor. İşyeri kirasını, çalışanının maaşını, vergisini, kredisini, borçlarını nasıl ödeyeceğini düşünen işveren; çalıştığı işyeri kapalı olan maaşını alıp alamayacağını, işten çıkarılıp çıkarılmayacağını bilemeyen çalışan, önünü hiçbir açıdan göremeyen bu insanlar nasıl strese girmesin de bağışıklık sistemini güçlü tutsun?
 
Hepimiz evimizde oturmuş, hem virüsün yayılma hızını hem ölüm vaka sayısını izliyoruz. Ama onun kadar hayatta kalırsak nasıl yaşayacağımız konusunda da devletten açıklamalar bekliyoruz. Büyük devletler vatandaşlarını rahatlatan çok önemli tedbirler aldılar. Vatandaşları evlerinde gelecek kaygısı olmadan rahat şekilde bekliyorlar. Biz de bir an önce bizim büyük devletimizden de açıklamalar bekliyoruz.
       
Alın artık şu stresimizi!