Stanford Üniversitesi’nden iki araştırmacı Butler ve Watson, bir deney yapıyor. Çocukları iki gruba ayırıyor ve onları daha sonra tek tek odaya alıyor. İlk gruba bir yap-boz veriyor ve “Bunu tamamlayın” diyor. İkinci gruba ise mavi bir tişört giydiriyor ve “Sen mavi gruptasın. Mavi grubun parçası olarak bu yapbozu tamamla” diyor.                                                   

. Tüm çocuklar tek başına çalışmış ve başka hiç kimseyi görmemiş olmasına rağmen, mavi grubun parçası olan çocuklar, yapboz için tam yüzde 40 daha fazla emek veriyor.            

. Bu sonuç neyi gösteriyor? Bir kişi grubun diğer elemanlarını görmese bile herhangi bir gruba ait hissederse, iş için motivasyonu artar ve dolayısıyla o işe çok daha fazla emek verir.                                                                                                                                              . Ait hissetmek motivasyon için bu kadar önemli.  Bizim okullarda, öğrenciler kendilerini ne kadar okula ait hissediyor.                                                                                     

. OECD, eğitimin kalitesini etkileyen birçok parametreyi ölçüyor. Bu parametrelerden bir tanesi de ‘okula ait hissetme’.    

.Türkiye 70 ülke arasında okula ait hissetme oranı açısından son sırada! 70 ülke arasında okula kendisini en az ait hisseden öğrenci grubu, bizim öğrenciler. Yani, bizim çocuklar her sabah kendilerini ait hissetmedikleri bir yere gidiyor. Peki, okula ait hissetmemenin bedeli ne?                                                                                                             

. Yukarıdaki araştırmanın da gösterdiği gibi çocukların motivasyonu düşüyor. Peki, bu PISA sonuçlarına yansımış mıdır? Tabi ki evet!                                                                     

. Okula ait hissetmeyen çocukların fen derslerindeki puanı, okula ait hissedenlere göre tam 22 puan daha düşük. Bu çocukların üniversiteye girme ihtimalini de yüzde 11 azaltıyor. Çocuk okula ait hissetmediği zaman, eğitimden soğuyor ve eğitimini sonlandırmak istiyor.                                                                                                                                           . OECD ‘Öğrenci Refahı Raporu’na göre, mutluluk açısından da Türkiye en son sırada. En mutsuz öğrenciler bizim öğrenciler. Bunun nedenleri arasında yine ilk sırada okula ait hissetmeme var. Okula ait hisseden öğrencinin yaşamsal doyumu, okula ait hissetmeyene göre tam üç kat daha fazla.                                                                                                            

. Okulun tek görevinin çocuğun dışardaki veya gelecekteki ‘gerçek hayata’ hazırlamak olduğunu düşünüyoruz. Oysa çocuğun hayatı okul. Sabahtan akşama kadar orada arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle beraber. Çocuk okulda mutlu olmak istiyor. Bir şey öğretmek veya ilerideki bir hayata hazırlamak adına, okulda var olan hayatı çekilmez hale getiriyoruz!

. Çocuğun kendisini okula ait hissetmemesindeki etkenler ne? En önemlileri öğretmen ve arkadaşlarıyla kurduğu ilişki. Öğrenci, öğretmenin kendisini desteklediğini düşünüyorsa okula aidiyeti tam iki kat artıyor. Aynı şekilde öğrenci, öğretmenin adil olduğunu düşünüyorsa yine okula aidiyeti yaklaşık iki kat artıyor. Çocuklar öğretmenin kendisini tanıdığını düşünürse, öğretmeniyle otorite değil de sevgi, saygı ilişkisi kurarsa, sınıfta aşağılanmazsa veya rezil olmazsa, hata yapma lüksüne sahip olduğunu düşünürse aidiyet duygusu artıyor.

. Okula ait hisseden çocuk hem mutlu hem de başarılı oluyor. Öğretmen çocuklara bir şey öğretmeyi değil de ilişki kurmayı öncelik haline getirirse; ilk başta ilişki gelişiyor, sonra aidiyet artıyor ve sonra da öğrenmenin kalitesi.

. Sonuçta kendisini okula ait hisseden öğrenciler hem başarılı oluyor hem de mutlu. Ülkemizde sınıf mevcutlarını düşündüğümüzde öğrencilerle yeterli ilişki kurmanın zor olduğu bir gerçek. Ama istenirse gerçekleştirilebilir. Öğretmenlerimiz hem kendileri hem de çocukların başarılı olmasını istiyorsa öncelikle öğrencileriyle aralarındaki sevgi, güven ve saygıyı olabildiğince arttırmalı. Bunu başardıktan sonra zaten başarı kendiliğinden gelecek.    

. Eğitimdeki en büyük problemlerimizden birinin öğretmen yetiştirmede olduğunu her zaman söylüyorum. Sorunun çözümü tabi ki sınıf mevcudu, sistem gibi sorunlarımız var ama yine iyi yetişmiş öğretmende odaklanıyor.