Bize fakültede “Dil canlı bir varlıktır. Doğar, büyür ve ölür.” diye öğrettiler. Yani dile dışarıdan müdahale ederseniz hastalanır ve vaktinden önce ölür veya sağlıksız yaşar. 

Ne yazık ki güzelim Türkçemizi de “dil inkılabı”, “Öztürkçe”, “arındırma” gibi adlarla müdahale ederek öldürmeye çalıştık. Neydi o oturgaçlı, götürgeçli yıllar. Yetmişli yıllarda ideolojinin oyuncağı haline gelmişti. Sağcılar ve solcular kendi sözcüklerini oluşturmaya çalıştılar. Tabi ki tutmadı. Dilimize birkaç sözcük sokabildiler bu dışarıdan müdahaleyle. Ama dilimize ne yazık ki çok zarar verdiler.

Şimdi yine dışarıdan müdahale edilmeye çalışılıyor. Cinsiyetçi bir dil kesinlikle olmayacakmış. “Kırmızı Çizgi” diye bir hareket başlatanlar var. Bu hareketi başlatanların iyi niyetli olduklarından kuşkum yok. Kendilerince iyi bir şey yapıyorlar. Ancak bu yaptıklarının dile zarar verdiğini bilmiyorlardır. Keşke böyle bir hareketi başlatmadan önce bu işin uzmanı kişilere sorsalardı. Yıllardır eleştiriyoruz bu müdahaleleri yapması veya müdahalelere engel olması gereken bir kurum var: Türk Dil Kurumu. Yıllardır bu kurumun başında da dille alakası olmayan asker kökenli kişiler vardı. Ama şimdi Türk Dil Kurumunun başında üniversitede benim de hocam olan birlikte derse girdiğimiz, kendisini bilime adamış başarılı bir bilim adamı var: Prof. Dr. Gürer GÜLSEVİN

“Kırmızı Çizgi” hareketine göre artık ayırım gösteren, cinsiyetçi bir dil kesinlikle olmayacakmış, bu maksatla yayıncılık anlayışlarını da değiştirmişler. “İşadamı” yahut “işkadını” yerine bundan böyle “iş insanı” varmış. “Adam gibi davranmak” değil “İnsan gibi davranmak” diyeceklermiş. “Kadın yazar”, “erkek yazar” da olmayacakmış ve ne varmış? Sadece “yazar”!

Şimdi bu garip mantığa uyduğumuzu, ifadelerdeki cinsiyetçi ayırımlardan uzak durup bu kelimeleri ve kavramları kullanmadığımızı düşünelim…

“Kadın hastalığı” yerine “insan hastalığı” diyeceğiz! “Erkek pantolonu” da “insan pantolonu” yahut sadece “pantolon” olacak! Siz yoksa hâlâ “Kadının fendi erkeği yendi” tuhaflığında mısınız? Aman ne kadar ayıııp! Medenî olun, “İnsanın fendi insanı yendi” demeye alışın! Etrafınızdakiler “Ne söylüyor bu?” diyebilirler ama desinler, siz kendinizi ayırım belâsından uzak tuttunuz ya, sizin için önemli olan o…

Hattâ sadece “kadın” ve “erkek” kelimelerini değil, “ana” ve “baba”yı, “hala” ve “dayı”yı, “baldız” ve “enişte”yi, “abla” ve “abi”yi de kullanmamaya özen gösterin, zira bu kelimelerin temelinde de cinsiyet ayırımı vardır. Dolayısı ile sakın hâââ “anne yüreği” falan demeye kalkışmayın, başka bir söze, meselâ “doğurgan insan yüreği”ne alışın!

Ne? “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır.” mı dediniz? Utanın ve hemen çağdaşlaşın! “Her başarılı insanın arkasında bir insan vardır.” diyeceksiniz.

“Cinsiyetçi ayırımı ortadan kaldırma” işinde hayvanları da unutacak değiliz ya! “Öküz” ve “inek” kelimeleri artık terkedilecek ve “Ot yiyen ama koyundan büyük dört ayaklı mâlûm hayvan” gibisinden sözler edecek yahut “sığır” tarzında bir şeyler geveleyeceğiz. “Erkek kedi” ve “dişi kedi” de “kedi”ye dönecek, gerçi meramınızı anlatabilmemiz için söz uzadıkça uzayacak ama ne gam!

Bazı deyimi kullanmak insanı fenalık yapmaya sevk eder, filânca ifade de tecavüzcü sayısını arttırır gibisinden önyargılarla deyimleri kazıyıp dili doğramaya kalkışmak, “dilde cinsiyetçi ayırıma son vermek” falan değil, dili kesip biçmek ve daha da fakirleştirmekten ibarettir. Asırlardır kullanılan kelimeler ile ibareleri dilden söküp atarak, nüansları da katlederek insanları eğitemez, ruhlarını zenginleştiremezsiniz. Bu iş gelişmişlik falan da değildir, dilde sadece zevksizliğe sebebiyet veren bir işgüzarlık etmiş ve milleti cahil bırakmış olursunuz, o kadar!