Fevzi Ağabey, notlarının altına FEV diye yazardı, mail adresi de fev idi. Nefes alışı sıkıntılıydı, kilodan ziyade şişkinliği akciğerlerini, kalbini sıkıştırıyordu. Kendisine söylemesem de rengi ve bakışları hiç güzel değildi. Son olarak 15 Kasım 2019 Cuma günü Sanko Sanat Galerisi’ne geldiğinde görmüştüm.

“Sanko Sanat Galerisi evimin karşısı, sergi olduğunda haber ver, gelirim” derdi. 15 Kasım’da Turhan Ekici’nin sergisine gelirken, “Al bunları, torunlarına götür” diye, yazdığı kitapların son baskılarından 20’’sini getirmişti. Kendisi galeriye geldiğinde, hakkı olan saygıyı azami ölçüde göstermeye çabalardım. O gün, daha önceleri olduğu gibi galerinin sergi açan sanatçıya armağanını, Fevzi Ağabey takdim etmişti.

Fevzi Ağabey ile aralık ayı başlarında telefonla görüştük. Duygularını 7 Kasım 2010’da aşağıdaki dizelerle ifade ettiği merhum Ülkü Tamer’i anmak üzere düzenlenen toplantıyı söyledi. “Cenani Konağında 6 Aralık’ta Ülkü’yü anlatacağım, senin de olmanı ve Ülkü Ağabeyini anlatmanı istiyorum” dedi. Ancak aynı akşam toplantı için İstanbul’a gidecek olmam dolayısıyla beni çok mutlu edecek etkinliğe katılamadım.

 

Bir sihirbaz tanıdım

bakışlarından

Kuşlar çıkarır, gülüşlerinden…

Kuşlar

uçurur şiirlerinden

Bir sihirbaz

tanıdım

Sevgi yer, sevgi içer

Adı Ülkü Tamer.

 

Güzel insan Fevzi Ağabeyin, şu sözlerinin güzelliğine bakar mısınız?

“Doğduğum yer güzel bir kent” demeli miyim? Bence kentler tek başlarına güzel değildirler. Kentleri güzelleştirenler insanlarıdır. Eğer ayrıldığınız bir kentte bıraktığınız güzel insanlarınız varsa… Yeniden buluştuğunuzda onlarla sevgiyle kucaklayabiliyorsanız… İşte o zaman, o kent güzeldir.

Bu kenti güzelleştirenlerden Fevzi Ağabeyi, dün (21 Aralık 2019), en uzun gecenin de yaşandığı günde kaybettik. Duyduğumda sanki zaman durdu. Çok üzüldüm. Maalesef cenazesine katılamadım; İslahiye’de mesai arkadaşımızın cenazesine katılmak için gitmiştim. Gerilere gittim, 35 yıl öncesine…

Basın mesleğine “geçici” ya da “misafir” olarak adım atıp, “buraya kadar” diye gitmek üzereyken, “Gitme, ben anlarım. Bu meslekte geleceğin var, maaş veremem, yemek gelirse birlikte yeriz, çayın sınırı yok” diyerek kalmamı isteyen Vahittin (Bozgeyik) Ağabeyin sayesinde İstanbul’da yaşayan Fevzi Ağabey’i tanımıştım.

“Fevzi Günenç gelmiş” derdi. Olduğu yeri öğrenir, koşarcasına giderdim. “Fevzi Ağabey, bana yeni mizanpaj tekniklerini anlatır mısın” diye sorardım, hiç bıkıp usanmadan, çizerek, anlatarak beynime kazırdı. Mesleki gelişimimde çok büyük katkıları oldu. Her zaman kendisine minnet duydum.

Fevzi Ağabey Gaziantep’e döndükten sonra sık olmasa da görüştük, 2-3 kez hepsi birbirinden değerli ortak dostlarla evinde akşam yemeğinde buluştuk. Bardaktakinden ziyade, ortamdan demlenilen akşamlardı.

Vahittin Ağabey, Fevzi Ağabey ve Ülkü Ağabey ile birlikte merhum Yaşar (Özen) Ağabey’i anmamak mümkün mü? Hangisiyle berabersek, diğerlerinin ismi, anılar konuşulurdu. Allah dördünden de rahmetini esirgemesin, mekanları cennet olsun.

 

KENDİ ANLATIMI İLE FEVZİ GÜNENÇ

Yaşam ve ölüm iki gizemli şey… Düşünürüm hep, Ne zaman doğdum, bebekliğimi, çocukluğumu, gençliğimi ne zaman yaşadım? Ne zaman yaşlandım? Ne çabuk oldu bütün bunlar?

Özellikle ölüm çok şaşırtır beni. İnsanın kendi kendine bunca emek verip mükemmele yakınlaşmasını, güzelleşmesini sağladıktan sonra birdenbire yok olup gidivermesi akıl alacak gibi değil.

Doğuma da şaşarım ama ölümün aksine harikulade bir şeydir o! Ben 1940 yılında, şıra zamanında Gaziantep’te doğmuşum.

“Doğduğum yer güzel bir kent” demeli miyim? Bence kentler tek başlarına güzel değildirler. Kentleri güzelleştirenler insanlarıdır. Eğer ayrıldığınız bir kentte bıraktığınız güzel insanlarınız varsa… Yeniden buluştuğunuzda onlarla sevgiyle kucaklayabiliyorsanız… İşte o zaman, o kent güzeldir.

Otuz yıla varan gurbet yıllarından sonra yeniden doğduğum kente döndüğümde. Sayılamayacak kadar çok insanla kucaklaştım. Günlük bir gazetede onları yazıyorum şimdi: Benim Güzel Gazianteplilerim… Yazdıklarımın sayısı 200’ü aştı. Bir o kadarı daha var sırada. Ne mutlu bana, karşılaştığımda, görmezlikten gelmedim hiçbir dostumu. Sevgiyle kucaklaştım hepsiyle de… İlkokul öğretmenliği, matbaacılık, gezgin gazete satıcılığı, gazete bayiliği, kitapçılık, taksi şoförlüğü, bakkallık, muhasebeci yamaklığı, kahvecilik, bir güldürü gurubunda metin yazarlığı, tiyatro oyunculuğu, gazete sekreterliği, gazete sahipliği, yayınevi sahipliği, öykücülük yaptım.

Çocuk oyunları, çocuk öyküleri, çocuk romanları yazdım. Üç çocuk oyunum Devlet Tiyatrosu sahnelerinde oynandı. Yüze yakın oyunum radyolarda seslendirildi. “Bu Yayınevi”nin yarışmasına katıldığım kahramanımın adını taşıyan yayımlanmış bir öykü kitabım var. Aynı kahramanın yaşamından bir kesitle, TRT ödülü aldım. Bu seriden 10 çocuk romanım da basacak yayınevini arıyor.

Ödüller aldım bu ara. Beni en çok sevindiren TRT Dizi Çocuk Filmi Senaryosu ile Orhan Kemal Öykü Ödülü birincilikleri oldu. Yayımlanmış kitaplarımın sayısı 20’ye ulaşıyor: Yayına hazır 50 dosyam daha var en azından Milliyet Gazetesi Yayın Gurubundan 1992 yılında emekli oldum. Beş kez evlendim. Halen dulum ve yalnızlığımdan memnunum. Günde 16 saat yazarak, okuyarak, hayatı izleyerek ve kendime emek vererek yaşıyorum. Hala yazabildiğim ve yaşadığım için sevinçliyim. Bilemiyorum, bakalım daha ne kadar sürebilecek bu sevinçlerim.