Başlıktanda anlayacağımız üzere bir suç var, yada bir suçlu arıyoruz veya olasılıklar arasında bir suçlu olacak. Sebebi ise herşey yolunda giderken yapılan teknik direktör değişikliği ve buna bağlı olarak takımda bir düşüş yaşanması. Akabinde sezonun başkan ve yöneticiler tarafından belirlenen ilk 5 ve Avrupa hedefi söylentileri arasında bir anda ligde kalmaya yönelik bir U dönüşü içerisine girmesi. 

Aslında bu yazıyı yazmak için bir süre bekledim. Bundaki tek amacım ise kulübün yaşanan bu kriz sürecinde (başkasına göre kriz yoktur o ayrı mesele) bu işin yani futbolun içinden gelen biri olarak yaşadığım tecrübelerede dayanarak Gaziantep FK adına geleceği pek iyi görmediğimi söylemek.

Bazen güç kimdeyse ve çevresinde sürekli talimatlar veren bir konuma büründürülmüş ve hep “padişahım çok yaşa” denilmişse o insanları uyarmak sadece sivrisinek vızıltısı gibidir.  Ancak tam tersi bu vızıltıları dikkate alanlarında var olduğunu düşünerek bir umutla yaşananlardan ders alınması adına burada bazı örneklendirmeler yapacağım. 

 

TEK SUÇLU SUMUDİCA MIYDI?

 

Marius Sumudica ile yollar bir an da ayrıldı. Aslında Sumudica ile yollar ayrılana kadar gelinen süreçte son yapılan açıklamaya bağlı olarak tek suçlu Sumudica ilan edildi. Hareketleri, tavırları, konuşmaları zaman içerisinde hep aynıydı ancak Sivasspor maçı sonrası kulübün yanlış strateji belirlemesiyle birlikte yapılan hatalar zincirine Sumudica’nın kontratıyla ilgili yaptığı açıklamada “Eşimden para isteyeceğim kulübe yardım etmek için” cümlesi fitili ateşleyen nokta oldu.  Sumudica peki bu noktaya gelene kadar buna benzer en az 100 cümle hatta daha fazlasını kullanmadı mı? 

Elbette kullandı. 

Şimdi burada Sumudica’nın ne dediğini yazacak olursak satırlar sütunlar yetmez. Ve bu açıklamaları hepimiz gördük ve okuduk. Peki tek suçlu Sumudica mıydı?

1;-< strong="">Kampta takımın primini kesen ve anlamsızca futbolcuyla bu konuda inatlaşan YÖNETİM1;-<>

2;-< strong="">Yeni sezonda 30 bin TL’nin üzerinde prim verilmeyeceğini hocaya ve takıma defalarca söyleyen YÖNETİM2;-<>

3;-< strong="">Takımın tüm yönetimini Cevdet Akınal gelene Sumudica’nın eline teslim eden YÖNETİM3;-<>

4;-< strong="">Antrenmana, maça gelmeyen gelirsede 5,6 kişilik bir yönetici topluluğundan, aynı yüzlerden farklı kişiler olmayan YÖNETİM4;-<>

5;-< strong="">Maçtan bir gün önce gidip hocasıyla kontrat pazarlığı yapan ve krizi başlatan YÖNETİM5;-<>

6;- strong="">Herşey yolunda giderken çoğu kez takımı bırakacağını söyleyen bir BAŞKAN6;->

7;-< strong=""> Hiç bir katkısı olmadan İstanbul’dan ısmarlama getirilen ve sıfır katkı ile tekrar gönderilip Gaziantep’te kaldığı süre içerisinde dünya para verilen sözde SPORTİF DİREKTÖR Fatih İbradı7;-<>

Bu maddeleri çoğaltarak hataları sıralayabiliriz. 

Futbol yöneticiliği çok başkadır. Öncelikle futbolu bilmek ve bu anlamda öngörülerle hareket etmek gerekir. Hani askerlik yapanlar iyi bilir. Askerler hep uzman çavuşları severler. Çünkü çoğu askerlikten geldiği için askerin dilinden anlarlar. O yüzden futbolun dilinden de anlamak lazım.

 

ÜNAL AYSAL VE FATİH TERİM KRİZİ

 

Bilindiği üzere geçmiş yıllarda hersey yolunda giderken şu an Gaziantep FK’nın yaşamaya başladığı olası senaryo Galatasaray’ın başına gelmişti. Futboldan anlayan herkes bilirki takımın iyi gittiği dönemde yapılan hoca değişiklikleri takımlara hep olumsuz yansımıştır. Büyük takımlar belki bu krizi kaldırabilir ama anadolu takımlarının bu anlamda bu krizleri kaldırma gücü azdır. 

Ünal Aysal Galatasaray başkanıyken o dönem Drogbalı, Melo’lu, Burak Yılmaz, Snejder’li kadrosuyla Fatih Terim önderliğinde önemli işler yapıyordu. Ancak Başkan Aysal Fatih Terim’in konuşmalarından rahatsız olup Terim konusunda “Fatih Terim Galatasaray’ın maaşlı elemanı” demesi krizi başlatmış ve sonrasında Fatih Terim’i göndermişti. Sonrasında ise Mancini, ardından Prandelli getirilmesine rağmen başarısız bir Galatasaray ve başkanlıktan ayrılmak zorunda kalan bir Ünal Aysal’ı herkes görmüştü. 

Hepsi kendi kategorisinde şu an bile yıldız teknik direktörler diye adlandırılıyor. Ancak burada iyi giden bir takımda yapılan iç çekişmeler ve hataların görmezden gelinmeme, krizin idare edilmeme şekli takımların geleceğinide doğrudan etkilediğini söylemekte fayda var. 

O dönem yaşanan teknik direktör yönetim ve başkan çekişmeleri nitekim futbolcularada olumsuz yansımış ve kariyerinin en etkili dönemini yaşayan futbolcular bile büyük form düşüklüğü yaşamışlardı.  

Nitekim şu an bile Mustafa Cengiz ile Fatih Terim arasında olmayacak tartışmaları ekranlarda görüyoruz ve bunlar hep olacak. 

 

AZİZ YILDIRIM, ERSUN YANAL KAVGASI

 

Galatasaray’da yaşananların aynısı Fenerbahçe’de de geçmişte yaşandı. Başkanlığı döneminde herşey yolunda giderken teknik direktör Ersun Yanal’ı gönderen Aziz Yıldırım sonrasında Pereira’yı getirdi Portekizli ile dikiş tutmadı. Bu kez Dirk Advocaat ile yola devam edildi onda da başarı sağlanamadı. Yani Sonuç tam bir hüsran oldu. 

Bu ve buna benzer bir çok örnek verebiliriz. Bunlar yakın tarihte yaşanan en gözde örneklerdi. 

 

CEZALAR VE YASAKLAR UYGULANABİLİRDİ

 

Kime zararı, kime faydası olacak sezon sonunda takımın bulunduğu konum ve bu süreçteki gidişata göre hepimiz göreceğiz. Ancak şunu söylüyorum ve arkasındayım. Sumudica bu şehre hakaret etmedi, kimseyi rencide etmedi, bu şehrin değerlerine hakaret hiç etmedi. O gün biraz kırıcı talihsiz bir cümle kullandı. Para cezası, konuşmama cezası ve yasağı verilebilirdi. Bu durum idare edilebilirdi. Ancak o haftaya kadar toplanılan 31 puan ve bir önceki sene ilk 8’de bitirilmiş olmanın rehaveti ve her seneninde her teknik direktörle bu şekilde devam edilebileceği fikri Sumudica’nın da harcanmasına neden oldu. 

 

ALGI OLUŞTURULDU, TUZAĞA DÜŞÜLDÜ

 

Takım iyi giderken Sumudica’yı yerden yere vuran ve gönderilmesi için algı oluşturanlar. Şu an takım iyi durumda değilken neden sesleri çıkmıyor. Neden çok konuşulan takım bir anda en az konuşulan takım oldu. Bunu iyi incelemek lazım. Buradaki tehlikeyi farkedip gerektiği şekilde hem yazmış hem de bazı büyüklerimize doğrudan söylemiştim. Algı oluşturuluyor bu uzağa düşmeyelim demiştim. Ve şu an görüyorumki haksız da değilim. 

 

PRİMLER NEDEN 50 BİN’E ÇIKTI HATTA 55 GALATASARAY MAÇINDA İSE 70 BİN

 

Hemen üst başlıkta aslında konuyu özetledim. Sumudica varken “Sakın bu konuda ağzını açma ve bize gelmeyin. Galibiyet primi 30 binin üzerine çıkmayacak” diyen yönetim peki Sumudica gider gitmez neden primi 50 bin’e çıkardı. Neden Galatasaray maçında bu prim 70 bin oldu. Burada benim bile aklımın sınırlarının zorlandığı şeyler olduğunu görüp yorum bile yapmakta zorlandığım konulardan biri bu. Sonuç olarak bu işlerin primi yükselterek olmadığınıda görmüş olduk. Yukarıda söylediğim gibi Galatasaray ve Fenerbahçe örnekleri bunun en güzel açıklaması aslında. 

 

AİDİYET DUYGUSU

 

3 aydan daha az bir süre kaldı liglerin bitmesine. Başkan Mehmet Büyükekşi’nin daha önce Vali Davut Gül başkanlığında zoom ile yapılan basın toplantısında Vali Gül sürekli bırakma niyetinde olan ve artık utanma belasına kendisine sorulduğunda mecburen devam diyen Başkan Büyükekşi için “Sezon sonuna kadar bizimle” demişti. 

Elbette katkısı maddi anlamda var. Başkanlık koltuğunda oturan herkesin zaten katkısı olması gerekmiyor mu?

Şunu da söylediğini biliyorum; “ Ya arkadaş ben buraya nerden geldim” Gelmeseydin kardeşim boğazına bıçakmı dayadılar illa başkan olacaksın diye. 

Zorla başkanlık yapıyorum imajını bırakarak kötü bir izlenim eşliğinde bırakacağınıda buradan söylersek yanlış olmaz.

Başkan şu takımı bir gün olsun sahiplenmedi. Geldiği günden beri bu bir bayrak yarışı ile başlayan sözlerine biz geçiciyiz, sezon sonunda devredeceğim, devre arasında bırakacağım diye diye başkanlığı zor bela buraya kadar getirdi. İyi yönetemediği gibi bir aidiyet duygusu ile olaya bakmadığı için İstanbul’dan da maçtan maça gelip bazen hiç gelmeyip varlığı ile yokluğu arasında bir süreç yaşandı.

 

NE KATTIN, NEREYE ÇİVİ ÇAKTIN

 

Adil Konukoğlu takımın başkanı olduktan sonra bu takıma neler yaptığını herkes biliyor. Takımı Süper Lig’e çıkartıp, tesisleşme anlamında da önemli hamleler yaptı. Yani icraat yaptı. Büyük umutlarla takımın başına getirdiği Mehmet Büyükekşi ise bunun üzerine bir çivi dahi çakamadı. Şehirden toplanan paralarla kulüp yönetti. Şimdiye kadar ekmek elden, Su gölde gelsin paralar yapılsın transferler. O versin bu versin ha bire harca. Bir ay sonra yaklaşanı söylüyorum şimdiden. Sezon sonuna kadar dünya kadar borçla girip hadi bana eyvallah deyip gitmek yok. Ödenmeyen maaşlar, biriken primler bunlar önümüzdeki sezon öncesi bile büyük bir tehlike arzeder. Benden söylemesi. 

 

HİÇ TRANSFER YAPILMASA BUNDAN İYİYDİ

 

Devre arasında öyle bir transfer dönemi geçirdikki akıllara zarar ziyan. Ara transfer dönemi nokta atışların yapıldığı bir dönemdir. Ve hele hele iyi durumda olan takımlar bu doğrultuda transfer yaparlar ve yapmak zorundalar. Gaziantep FK ise forvet eksikliği varken gidip 2 tane stoper, 1 orta saha ve 1’de verimsiz forvet parçası diyeceğimiz Bilal Başacıkoğlu’nu transfer etti. Stoper lazımdı elbette ama 1 tane yeterliydi ve Ertuğrul bu açıdan nokta atıştı. Ancak Miranda’ya ne gerek vardı. Ya da Miranda’yı alacaksan Ertuğrul’a ne gerek vardı. Her iki açıdan değerlendirilebilir bu transferler. Osama Rashid ise tamamen anlam yükleyemediğim bir transferdi. Eksik ve sorun olmayan tek bölge orta saha. Yani görüldüğü üzere Muhammet iyi Dicko sakat, Dicko iyi Muhammet sakat. Sürüne sürüne gidiyoruz. 

Yani işin doğrusu hiç transfer yapılmasaydı bundan daha iyiydi.