Batılı devlet adamları, diplomatlar ve tarihçiler tarafından 19. yy.da “Şark Meselesi” adıyla tanımlanan “Doğu Sorunu”, Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilen topraklarda Batı egemenliği çekişmesinin aldığı biçimdir. Batılı devletler ve Rusya tarafından “sûnî” olarak ortaya atılan “Şark Meselesi”nin bir uzantısı ise Ermeni meselesi. Şark Meselesi, emperyalizm ve Hristiyanlık meselesidir. Kafkasyalı bir yazar Ermeni siyasilerine “Rus emperyalizmin gönüllüleri” ismini verir.  

Ermeni meselesinin başlangıç tarihi, Çarlık Rusyası’nın I. Petro döneminden beri geleneksel hedefi olan Basra Körfezi ve Akdeniz’e inme politikasını amaç edinmesi sonucunda 1813’teki tarihli Gülistan Antlaşması ile Azerbaycan’ın kuzey toprakları Ruslar tarafından işgal edilmesidir. Çarlık Rusyası ile İran arasında 1828’de imzalanan Türkmençay Antlaşması ile Aras Nehri sınır tayin edilerek ikiye bölünen Azerbaycan’ın güney kısmı İran’a, kuzey kısmı da Rusya’ya verilerek iki devlet arasında paylaşılmıştır. Kafkasya politikalarını 20. yy. başında değiştiren Rusyalar, Kafkasya’yı Ermenileştirmek için Türkleri mecburi göçe sevk etmeye başladılar. Osmanlı İmparatorluğu’ndan getirdikleri bir milyon Ermeni ile Rusya’nın çeşitli bölgelerinden gelen 400 bin Ermeniyi bölgeye iskân ettiler. Ermenistan’ın başkenti Erivan’da 19. yy.ın sonunda Türk nüfusu yüzde 83 iken, bu oran Birinci Dünya Savaşı sonrasında yüzde 4.2’ye düşmüştür.

Yüzyıllardan beri Oğuz Yurdu olan Karabağ, 1919 yılında Rus işgali ile kısa zamanda Ermenileştirildi. SSCB Ermenistanı’na 1921’de Zengezur bölgesi dahil edilerek Azerbaycan ile Nahçıvan arasına fiziki bir set çekildi. Sovyetler Birliği tarafından 1923’te Karabağ’ın dağlık bölgesindeki Ermenilere muhtariyet verilerek Dağlık Karabağ muhtar vilayeti meydana getirildi.

1988 yılında Ermeni çeteleri Dağlık Karabağ’ı topraklarına katmak için harekete geçti. Sovyet Rusya’nın dağılma sürecinin ayak seslerinin duyulduğu bu dönemde 1989-1992 yıllarında Ermenistan’da yaşayan 200 bin Azerbaycan Türkü şiddette maruz kalma, öldürülme ve mallarının yağmalanması suretiyle ata-dede topraklarını terk etmek zorunda kalmıştır. Ermenistan’ın hedefi dün olduğu gibi bugün de Rusların yardımıyla Dağlık Karabağ ile Ermenistan’ı birleştirmektir. Ermenilerin 1992 Hocalı’da Azerbaycan Türklerine soykırım uygulamaları, 613 Azerbaycan Türkünün katledilmesi, 1992’de Laçin Koridoru’nu işgalleri, Nisan 1993’te Kelbecer’i işgal ve Fuzuli’ye saldırıları Ermenistan yayılmacılığının Dağlık Karabağ’la sınırlı olmadığını gösterdi. Dağlık Karabağ’ın kuzeyindeki Kelbecer ve güneyindeki Fuzuli, Cebrail, Kubatlı’yı işgal ederek yayılmacılıklarını sürdürdüler.

Ermeniler, Azerbaycan toprağı olan Karabağ ve Dağlık Karabağ’daki işgal ve saldırılarına geçtiğimiz Temmuz ayında yeniden başladı. 12 Temmuz 2020’de Azerbaycan’ın kuzeyindeki Tovuz bölgesine topçu saldırıları ve 27 Eylül 2020 sabahı işgalci Ermeni askerlerinin Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki cephe hattı boyunca sivil ve askeri mevzilere hedef gözetmeksizin büyük çaplı silahlar, top ve havanlarla saldırıları başladı.   Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarını kurtarmaya başlaması, iki ülke arasında 44 gün süren sıcak çatışmaya yol açtı. Azerbaycan meşru savunma hakkını kullanarak Ermeni saldırılarına karşılık vermiş ve 30 yıldır işgal altında olan topraklarını kurtarmak için karşı harekât başlatmakla uluslararası antlaşmalar kapsamında haklı olduğunu göstermiştir.

Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarının bir bir kurtararak zaferle ilerlemesi esnasında sessizliğini koruyan Rusya, nihayetinde devreye girdi ve 9 Kasım 2020’de Karabağ Ateşkes Anlaşması imzalandı ve bir gün sonra çatışmalar sona erdi. Ateşkesi denetlemek üzere “Ortak Merkez”de görev almak üzere Azerbaycan’a gönderilmesi planlanan Türk askeri için hazırlanan ve 1 yıl süre ile geçerli “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi”, 17 Kasım 2020’de TBMM’de kabul edildi. Tezkere konusunda Türkiye’den yapılan açıklamada Karabağ Ateşkesi’nin kontrolü ve denetimi için oluşturulması planlanan Türk-Rus Ortak Gözlem Merkezi mutabakatının imzalandığı duyurulmuş, ayrıca Türk askerinin “Ortak Barış Gücü”nde yer alacağı belirtilmiştir. Rusya, “Karabağ’da ateşkesin izlenmesi için kurulacak Rus-Türk gözlem merkezinin İnsansız Hava Araçları (İHA) vasıtasıyla görev yapacağını, Türk gözlemcilerin Dağlık Karabağ’a girmeyeceğini, bu hususun Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin imzaladığı anlaşma metninde açık bir şekilde yer aldığını” açıklamıştır. Rusya ayrıca “Türk gözlemcilerin hareket alanlarının Azerbaycan topraklarında belirlenecek Rus-Türk gözlem merkeziyle sınırlı olacağını ve merkezin, Dağlık Karabağ’da çatışmaların yaşandığı bölgeye uzak bir noktada bulunacağını” belirtmiştir.

Anlaşma ile ihtilaflı konular çözüme kavuşturulmadan Hocalı, Hocavend, Hankendi, Ağdere başta olmak üzere bu bölgeler zımmen Ermenistan kontrolüne bırakıldı. Anlaşmaya göre, Rusya “Barış Gücü” adıyla askerlerini Ermenistan-Dağlık Karabağ arasındaki Laçin Koridoru ile Azerbaycan-Nahçıvan arasındaki Zengilan Koridoru da dahil olmak üzere 23 noktaya yerleştiğini ve göreve başladığını açıkladı.

Karabağ, Türkiye, Azerbaycan ve Rusya arasında Kafkasların enerji koridorlarının geçiş noktasında ve yer altı zenginlikleri bakımından oldukça zengin bir bölge. Karabağ, Türkiye’nin Türk Cumhuriyetleri’ne açılan kapısı. Türk Cumhuriyetlerinin; Azerbaycan ve Nahçıvan üzerinden Türkiye ile bağlantısını ve Avrupa ile bağlantısını sağlayan stratejik önemde bir bölge. İran’ın Ermenistan ve Kafkaslar’a karayolu ticaretinin çok önemli bir kavşak noktası. TANAP başta olmak üzere enerji projelerinin kilit noktası Karabağ, elbette Azerbaycan, Türkiye ve Rusya için çok önemli konumda. Rusya enerji projelerinde Türkiye ile iş birliğine sıcak bakıyor. Çünkü bu enerji projelerinde Rusya’nın da büyük menfaatleri söz konusu.

Rusya Azerbaycan-Nahçıvan arasındaki Zengilan Koridoruna yerleşmekle sadece Türkiye-Azerbaycan veya Türkiye’nin Türk Cumhuriyetleri ile bağlantısını kontrol altına almış olmuyor. Çin’in “Kuşak Yol” projesiyle Avrupa ile bağlantısını da denetim altına alacağı unutulmamalıdır.