Nardugan sözü,  Moğol dilindeki nar sözü (güneş) ile Türk dilindeki tugan (doğan) sözcüklerinden oluşmuştur. Türklerin tek Tanrılı Dinleri kabul etmesinden önceki inançlarına göre, yeni yılın bolluk, bereket ve güzellikler getirmesi ve güneşin yeniden doğuşu, yeni bir doğum olarak algılanıyor. Türklerin bu inancına göre yeryüzünün tam ortasında bir “Akçam Ağacı” bulunuyor. Bu ağacın tepesi de gökyüzünde oturan tanrı Ülgen’in sarayına kadar uzuyor ve buna “hayat ağacı” diyorlar. Bu ağacı, simge olarak bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebilirsiniz. Eski Türk inançlarına göre güneş çok önemli; Türk inançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gece gündüz ile savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gün, geceyi yenerek utku kazanıyor. İşte bu güneşin utkusu, yeniden doğuşunu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar. Güneşin yeniden doğuşu, yeni bir doğum olarak algılanıyor. Türkler, güneşin yeniden doğuşu bayramına “Nardugan Bayramı” yani “Güneş Doğan Bayramı” ve “Çam Bayramı” adını vermişlerdir. Her yıl 22 Aralık’tan sonra gelen ilk dolunayda kutlanır. Bunun nedeni ise Türklerin eski inanışına göre tıpkı Mısır mitolojisinde olduğu gibi gece ile gündüz sürekli savaşırlar ve 21 Aralık günü en uzun gecedir ve ardından Güneş daha çok görünmeye başlar, günler uzar. Bu yüzden Türklerce Ay yılı esasına dayalı olarak 22 Aralık gününü takiben ilk dolunayın çıktığı gün yeni yılın ilk günüdür.

Bugün içinde tüm Türkler, ölümsüzlüğün simgesi olarak kabul ettikleri ve Türk Mitolojisi’ne göre tüm insanların türediği ağaç olan Akçam Ağaçları’nı süsler ve bu ağaçların altında, çevresinde geleneksel oyunlar oynar, kopuz eşliğinde şarkılar söyler ve eğlenceler düzenler.

“Eski Türklerde, gökyüzü tanrısal bir güç olarak kabul edilirdi. Geceyle gündüz kavga halindeydi. 21 Aralık tarihinin ardından günlerin uzamaya başlaması, kutsal kabul edilen güneşin kavgayı kazandığı gün olarak kabul edilir ve bunun için şenlikler düzenlenirdi. Bu kutlamalarda ‘Akçam’ denilen çam dalı kullanılır, o çam dalının altına, Tanrı iyi insanlara iyi şeyler sunduğu için, hediyeler konulurdu. Tanrı gelecek yıl iyi şeyler versin diye de, o çam dalına iyi dilekleri simgeleyen bezler, süsler bağlanırdı. O gün aileler bir araya gelir, yemekler yapılır, yenir, şarkılar söylenip, dans edilirdi.”

 

Eski Türklerde Ağaç

Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar Türk toplulukları arasında kutsal ağaç ve ağaç kültü çerçevesinde “Ağaç Evliya”  tabiri de görülmektedir. Çam ağacı her mevsim yeşil kalma özelliği dolayısıyla kutsal sayılmıştır. Ağaca yüklenen mitolojik anlamlar farklı ağaç çeşitleriyle de karşımıza çıkmaktadır. Kayın ağacı, Çam, Servi, Huş ağacı bunlardan birkaçıdır. Eski Türklerde yaygın olan inanışlardan bir tanesi de, ağaçtan türediklerine inanmalarıdır. Günümüzde ise çocukların anne- babalarına ben nasıl doğdum sorusuna karşılık “Ağaç kökünde bulduk seni” gibi açıklamalar bu bağlamda araştırılmaya değerdir.

Eski Türk toplulukları içinde önemli bir yer teşkil eden ve geçimlerini ağaçla sağlayan Tahtacılar, ağaca yükledikleri anlam gereği Muharrem ayında kesinlikle ağaç kesmemektedirler. Ladin, Köknar ve Ardıç ağacını kutsal kabul ederler ve yeni bir işe başlayacakları zaman ağaca dua ettikleri ve ondan medet umdukları yapılan araştırmalarla sabittir. Yörüklerde ise karadut, çınar ve katran ağacı kutsal kabul edilmektedir.

Günümüzde de milletimiz açısından ağaçların kutsiyeti aynı şekilde devam etmektedir. Özellikle mezarlıktaki ağaçların hiçbir şekilde kesilmemesi bundandır. Mezarlıklardaki ağaçlar yüzyıllık, asırlık çınarlar veya ulu ağaçlardan çoğunlukla da meşeden oluşur. Buna rağmen, yakacak olarak kullanılamaz ve kesilmesi uğursuzluk sayılır.

Mevsimden mevsime kendini yenilemesi dolayısıyla ağaç, Türk toplulukları arasında hayatın ve sonsuzluğun göstergesi olarak görülmüştür. “Türk, evinden önce bahçesini yapar, ağaç diker; Fransız ise yapı için ağaçları keser!” sözü, Türklerde ağaç sevgisi ve ağaca verdikleri önemi açıklamaktadır. “Yaş kesen baş keser.” atasözümüz de bunun diğer bir örneğidir.

Hayat ağacı inancı dünya genelinde birçok kültürlerde mevcuttur. Birçok inancın ve ağaç kültüyle ilgili inançların temelinde hayat ağacı yatmaktadır. İnsanların en erken zamandan beri muhatabı olan ağaç onların hayatında kapladığı yer bakımından sahip olduğu önemden ötürü saygı görmüştür. Bunun yanı sıra mitolojik sembol olarak da karşımıza çıkar. Türkler içinde ağaç, hayatı bahşeden, yeraltı, yeryüzü ve gök âlemini birbirine bağlayan bir kudrete sahiptir. Aynı zamanda da klanın birliğini sağlayan bir güç olma özelliğinde gördüğümüz ağaç, hem insanın hayatını, hem de üç âlemin bağını kurmaktaki rolü ile dünya düzenini tesis eden bir varlık olarak karşımıza çıkmaktadır. İçinde bulunduğu toplumun bağ kurmasını ve dayanışmasını örgütleyen bir durumu vardır.

Türk mitolojisine göre, Hayat Ağacı, yer ile gök yaratıldığı zamanda yaratılmıştır. Dalları ve budakları gümüşten, yaprakları altındandır. Gövdesinden ve tepesinden sarı renkte bir sıvı akmaktadır. İnsanların ilk atası Kişi / Âdem / Er Sogotoh, hayat ağacının gövdesinden ve tepesinden çıkan usareyle beslenmiştir. Ağaç, Türk köken mitinin merkezindedir. Türkler, yaratılış ve türeyişlerini ağaçla özdeşleştirir, ağaca bağlarlar. Pek çok efsanede ve mitolojik unsurda bunu görmekteyiz. Türk kozmogonisinde önemli bir yer tutar. Evreni açıklama ve anlamada en güçlü unsur ağaçtır.