Ülkemizde kadına yönelik şiddetin artmasının, her yıl bir önceki yıldan daha fazla kadının taciz ve tecavüze uğramasının, dayak ve şiddete maruz kalmasının, cinayete kurban gitmesinin önüne geçilemiyor.

Kişinin kendine yönelik uyguladığı şiddet,  kadına yönelik şiddet, çocuğa yönelik şiddet, aile içi şiddet, kişilerarası şiddet,  trafikte şiddet, mobbing, sağlık personeline yönelik şiddet, sporda şiddet, akran zorbalığı, flört şiddeti, engelliye yönelik şiddet vb. gibi adlandıracağımız şiddet türleri mağdurları hızla artıyor. Önlenebilir olmasına rağmen yaşamın birçok alanında şiddet davranışlarını görmek mümkün.

Şiddet genel olarak; ”kişinin fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik zarar görmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, tehdit ve baskıyı, ya da özgürlüğün engellenmesini içeren toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen zarar verici her tür tutum ve davranıştır’ şeklinde tanımlanabilir. Şiddet, kişinin kendine, bir başkasına veya bir gruba karşı yaralama, psikolojik zarar ve yoksunlukla, hatta ölümle sonuçlanan veya sonuçlanma olasılığı yüksek olan kasıtlı güç kullanma ya da kullanma tehdidi şeklinde de tanımlanabilir (WHO, 2002).

Dünyada 1960’lardan itibaren etkili hale gelmeye başlayan kadın hareketinin çabalarıyla kadına yönelik aile içi şiddet, toplumların gündemine girmeye başlamış ve son 30 yılda en önemli insan hakları ihlallerinden birisi olarak kabul edilmiştir. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü 2002 yılında ‘şiddet ve sağlık ‘üzerine kapsamlı bir rapor hazırlamıştır. Bu raporda, küresel boyutta şiddet olgusu üzerinde farkındalık artırılmaya çalışılmış ve bir halk sağlığı sorunu vurgusu yapılmıştır. Türkiye’de ise kadına yönelik aile içi şiddet, 1980’li yılların sonunda etkin olmaya başlayan kadın hareketinin çabalarıyla gündeme geldi. Kadına yönelik şiddet diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de ülke genelinde mücadele edilmesi gereken temel sosyal sorunlarımız arasında yer alıyor.

 

Şiddetin çözümünde aile içi şiddet öncelikle ele alınmalıdır. Şiddetin, ailede öğrenme ve rol model alma ile davranışa yansıdığı ve bir çözüm yöntemi olarak kullanıldığı düşünüldüğünde konunun önemini daha da artıyor.

 

Şiddetin Ruh Sağlığı Boyutu ve Kadının Sessiz Çığlığı

İnsanın içinde yaşadığı ailenin, çevrenin ve toplumun ruh sağlığı açısından önemli bir yeri var. Ruhen sağlıklı ve huzurlu bir toplum ve bireylere sahip olmanın vazgeçilemez özelliği “şiddetsiz” bir aile ve toplum ortamında yaşamaktır.

Şiddetin nedeni ve kaynağı ne olursa olsun eş şiddeti kadına yönelik birçok istismarı beraberinde getiriyor. Bununla birlikte toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bağlı ortaya çıkan ayrımcılık, kadının kültürel değersizleştirilmesi ve kimliksizleştirilmesi ev içinden başlayan ve tüm topluma yayılan kadına yönelik şiddet eğilimlerini artırıyor. Kadın, kendini huzurlu hissetmesi gereken evinde, güvende hissetmesi gereken eşinden şiddet görmekte ise büyük bir sorun var demektir. Ailedeki eş şiddetini artıran bazı faktörler söz konusudur. Bu faktörler; toplumsal düzeyde erkek egemen toplumda şiddeti normal karşılama eğilimi, çatışma çözümünde şiddetin genel kabul görmesi, çocukluk yaşantısında şiddetin olması, şiddetin normalleştirilmesi.

Öte yandan kadınların şiddetin varlığını baştan kabulü, kadına olan şiddeti meşrulaştırmaktadır. Maruz kaldığı şiddeti olağan gören kadın,  kendi eliyle koruma davranışını ve arayışını engelliyor demektir.

Eş şiddetini dört ana başlık altında inceleyebiliriz:

Fiziksel şiddet: Yumruklama, tokat atma, vurma, ısırma, çimdikleme, tekmeleme, saç çekme, itip kakma, yakma, boğazını sıkma, bir aletle vurma.

Ekonomik şiddet: Ekonomik özgürlüğü kısıtlama, eve para bırakmama veya çok az bırakma, sürekli hesap sorma, parayı kullanarak aşağılamaya çalışma.

Psikolojik şiddet: Toplum içinde küçük düşürme, küsmek, baskı uygulama, intihar etmekle tehdit etme, çocukları uzaklaştırma, yalanlar söyleme, görmezden gelme, önemsememe, aile görüşmelerini sınırlandırma, engelleme, güven kırıcı davranışlar sergileme, bilgi saklama, kıskançlık, gözdağı verme, tehdit etme.

Cinsel şiddet: İstenmeyen cinsel davranışları yapmaya zorlama, istemediği halde cinsel ilişkiye zorlama, cinsel yönelimine bağlı davranışları değersizleştirme, taciz etme, cinsel ilişki sırasında güç kullanma.

Eş şiddetine maruz kalan kişiyi çok korkutan, çaresizlik duyguları yaratan şiddet, psikolojik bir travma kaynağıdır ve uzun süren ruhsal sorunlara yol açmaktadır. Yaşanan olayların yarattığı ruhsal travma, kişileri depresyona sürüklemektedir. Depresyonun en sık görülen belirtileri isteksizlik, halsizlik, moral bozukluğu, uyku ve iştah bozukluğu ve hayattan zevk alamamadır. Travma yaşayan kişilerde, kaygı bozuklukları ve depresif sorunlarının yanında en sık karşılaşılan kaygı sorunu Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), bir psikiyatrik sendromdur (DSM-IV, 1994). TSSB’de uykusuzluk, kâbuslar, olaylarla ilgili anıların rahatsız edici biçimde sık sık hatırlanması, sürekli olarak olayın tekrarlanacağı korkusu ve bu nedenle diken üstünde hissetme, kolay irkilme, çabuk sinirlenme, gelecekle ilgili plan yapamama, yabancılaşma (başkaları beni veya yaşadıklarımı anlamıyor hissi) ve huzursuz olmA davranışları görülür.

Yaşanan travma yorgunluk, baş ağrısı, çarpıntı, göğüs ağrısı, baş dönmesi gibi fiziksel tepkiler, üzüntü, mutsuzluk, korku, suçluluk, hayal kırıklıkları gibi duygusal tepkiler, dikkat sorunları, bellek sorunları ve algı sorunları gibi bilişsel tepkiler, içe kapanma, ani davranış değişiklikleri, yeme sorunları gibi davranışsal tepkiler ve kişilerarası ilişkilerden uzaklaşma ve iletişim sorunları gibi sosyal tepkilere yol açmaktadır. (Subaşı ve Akın, 2003).

 

Kadına Şiddet, Ülkeler Sıralaması ve Türkiye

 

OECD’nin 2019 yılında yaptığı “Tek Bakışta Toplum” araştırmasında, yaşamlarında en az bir kez eşinden bedensel veya duygusal şiddet gören kadın oranına göre ülkelerin sıralanması belirlendi. Türkiye yüzde 38 ile ilk, Şili ise yüzde 7 ile son sırada. Yüzdeleri vermeden sıralama şöyle.

Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, Yeni Zelanda, Letonya, Danimarka, Finlandiya, İngiltere, İsveç, Norveç, Fransa, Hollanda, Belçika, Litvanya, Slovakya, İzlanda, Lüksemburg, Almanya, Macaristan, Estonya, İtalya, Yunanistan, Portekiz, Avusturalya, Güney Kore, Japonya,  İrlanda, Çek Cumhuriyeti, Meksika, Avusturya, İspanya, Slovenya, Polonya,  İsviçre, Şili.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2019 yılı Eylül ayında yayınladığı raporda kadın cinayetlerine ilişkin olarak, kim ve nasıl sorularına, yüzdelerle yanıt verdi. Sorulara bulunan yanıtlar,  şiddet tehlikesinin kadınları nasıl kuşattığını da göstermektedir.

“Kadınları kim öldürdü” sorusunun yanıtının oranı, yüzde üzerinden şöyle.

Saptanamayan 33, evli olduğu erkek 27, tanıdık biri, akraba 11, birlikte olduğu erkek 10, oğul 5, ağabey 4, boşandığı erkek 4, evli olduğu erkek ve ailesi 2, evli olduğu erkek ve kardeşi 2, tanımadığı biri 2.

“Kadınlar nasıl öldürüldü” sorusunun yanıtının oranı, yüzde üzerinden şöyle.

Saptanamayan 33, kesici alet 33, ateşli silah 23, boğularak 3, boğularak ve kesici alet 2, düşerek 2, kimyasal madde 2 ve yanarak 2.

2020 Nisan ayındaki veriler,  yine yüzde üzerinden, rapora şu şekilde yansıdı.

“Kadınları kim öldürdü?” Tanıdık 35, saptanamayan 20, birlikte olduğu erkek 15, evli olduğu erkek 10, oğul 10, baba 5, tanımadığı biri 5.

“Kadınlar nasıl öldürüldü?” Ateşli silah 50, kesici alet 25, boğarak 15 ve darp 10.

Kadınlar öldürüldüklerinde kaç yaşında idiler?” 0-11 yaş 10, 15-18 yaş 10, 19-24 yaş 5, 25-35 yaş 10, 36-65 yaş 45, 65 yaş ve üstü 10, saptanamayan 10.

Bu verilerin, kadınların ve çocukların kendilerini korumaları ve savunmaları ile ilgili yöntemlerinin geliştirilmesinde kullanılabileceği kanısındayım.

Öğrenilmiş Çaresizlik

Toplumuzda genellikle şiddet mağduru kadın, tüm yaşananlara rağmen ayakta kalmak için inkâr, bastırma nitelikli savunma mekanizmalara başvuruyor. Oysa bastırılan travmalar, yıllarca sürebilecek ruhsal sıkıntılara yol açıyor. Unutulmamalı ki bastırılan duygular daha şiddetli şekliyle geri dönebilir, Özellikle farklı şiddet türlerinin bir arada yaşanması intihar eğilimini artırabilmektedir.

Bu nedenle kadına yönelik şiddetin önüne geçilebilmesi için psikoloji, eğitim, sağlık, sosyal hizmetler, sosyoloji, hukuk, güvenlik, siyaset, sivil toplum kuruluşları ve medya alanlarını kapsayan geniş ve bütüncül bir bakış açısının hâkim olduğu bir politikaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Eğitim düzeyinin yükseltilmesi hedeflenmelidir. Eğitim düzeyinin yüksekliğinin psikolojik sağlık açısında koruyucu olduğu unutulmamalıdır. Kadının eğitim düzeyindeki yükselme ile “kendine güvenen kadın kimliğini” söz konusu olabilecektir.   Kendine güvene kadın, aile içi şiddet ve sorunlarla daha etkin baş etme yöntemlerini bulabilecek, stresle baş etme becerilerini geliştirecektir.

Ailedeki sorunların çözümü konusunda kuşkusuz en doğru yöntem, ‘insan insana iletişim’ olmalıdır. Kadının, çocukların veya herkesin, şiddete karşı kendilerini korumaları için bilgi ve deneyimleri artırmaları gerekiyor. Bu konuda en sağlıklı çözüm yolu, annelerin örgütlü olması ve uzman psikologlarla iletişim kurmalarıdır.