Gün batımı ile birlikte ay çiçeklerinde bir hasret başlar. Şafak söktüğünde, gün başladığında sen görebilmenin heyecanı gece boyu sürer. Bunun adına biz “Uykusuz geceler” diyoruz. Uykusuz geceler gaz lambaları ışığında başlıyordu; sonrasında aralanan perdelerden çer gren sokak lambaları ışıkları bana teselli veriyordu. Gecenin sessizliğin bozan köpek ulumalarına alıştım artık. Evimin yanından geçen üç kırkbeş treni bana heyecan vermiyor. Eskiden, gece yarısında bu trenle geleceksin diye umutlu bekleyişlerim oluyordu. Şimdilerde trenin acı çığlıklarını çoğu zaman duymuyorum bile… Sana yazdığım bütün mektupları uykusuz gecelerin son vakitlerinde yazdım. Uykusuz gecelerin son vakitlerinde bahçemde zambakların üzerine düşen çğ taneler le hasret giderirken; uykusuzluğumu gece meydana gelen ve sabah çiçekler üzerinde görülen su damlacıkları le yıkıyorum. Sabah sen geldiğinde uykusuzluğumu görürsen üzülürsün diye gözlerime sıkı sıkı tembih ettim. ‘Ben sakın mahçup etmeyin’ dedim. Zavallı gözlerim ben dinlemekten yoruldu. Zavallı gözlerim perişan! Geldiğinde uykusuzluğumu görsen bile görmemezlikten gel! Ay çiçekler le birlikte senin peşinden koşmaya razıyız.