Gaziantep’te son 5 yılda 7 sağlık Müdürü değişti. Bu değişikliklerinin tek nedenin başarı endeksi, ehliyet liyakat gibi sözde kalan kriterler olmadığını kabul etmekle birlikte, Gaziantep gibi bir metropolde görevlerini hakkıyla ifa etmiş, hizmet timsali büyük başarılar gösterdikten sonrada değiştirilmiş olamazlar herhalde.

            Adeta bölgenin sağlık üssü olan Gaziantep’imizde sağlık alanında yapılması gereken çok ciddi işlerin olduğunu söylemeye bile gerek yok.

            Sadece bir insanın tek başına, bütün bu sorunların ütesinden gelebilmesi, sihirli bir dokunuşla halledebilmesi için olağan üstü yeteneklere sahip olmasının da yeteceğini sanmıyorum. Bu tarz girift sorunların çözümü başarılı ve koordineli bir ekip çalışması ve zamanla mümkündür. Başarının da başarısızlığın da asıl mimarları birim sorumlularıdır, hastane yöneticileridir, müdür yardımcılarıdır. Müdür sadece orkestra şefidir.

            Başarısızlığın sadece müdüre fatura edilmesi adil bir davranış olmadığı gibi çözümde değildir. Çözüm olmadığı yedi müdür değiştirmeden de bellidir.  

            Bir kurumda müdür değişikliğini rutin hale getirip, birim yetkililerini, müdür yardımcılarını, hastane yöneticilerini aynen bıraktığınız sürece siz bunlara müdür beğendiremezsiniz. Bunlar ev sahibi, koğuş ağası, müdür misafir konumunda olacak. Müdür bunlara iş yaptıramaz. Gidenler de yaptıramadı. Gelen de yaptıramayacak.

            Bir kurumda, eğer bu bir sağlık kurumu ise, başarısızlığın asıl nedeni, ana nedeni belki de tek nedeni, müdür yardımcıları, daire başkanları ve hastane yöneticileridir.  

            Birilerinin gölgesinde kurumu adeta çiftliğe çeviren yöneticilerin “keyfe ma yeşa” davranışları, müdür başarısız olsun da, ünümdeki tökezlesin de belki yerine geçerim diye bir sürü olacak iş ve işlemlere engel olan, kurum içinde grupçuluk, klikçılık yapan, adeta çocuk gibi mızıkçılık yapanların olduğu bir kurumun başarılı olma şansı yoktur.

            Bu sorunun bir başka yönü daha var.

            Doktordan yönetici olur mu?

            Yöneticiliğin okulu yok derler. Her meslek gurubundan yönetici olabilir. Toprak gibi bazı meslek guruplarının çok daha verimli olduğu, kıraç topraklar gibi bazı mesleklerde kayda değer yönetici yetişmediği ampirik verilerle desteklenmezse de biliniyor.

            Doktorların başını çektiği sağlık meslek gurubu kanımca bu mesleklerin ün sıralarında yer alıyor.

            Meslek seçme aşamasındaki gençlerimizin en çalışkan ve zekileri genellikle tıp fakültelerini seçerler. Ve yine genellikle tıp fakültelerini az bir puanla kaçıran gençlerimiz diş hekimliği ve eczacılık gibi meslekleri tercih ederler.

            Bu meslekleri kazanabilmek,  okuyabilmek ve başarılı bir hekim olarak mesleğini icra edebilmek gerçekten zeki, çalışkan ve özveri ile vaktinin çoğunu mesleğine ayırmak lazım.

            Çok büyük oranda hekimlerimizde bu fedakar ve dünyadaki meslektaşlarından asla geri kalmayan, zaman zaman göğsümüzü kabartacak başarılara imza attıklarına da şahit oluyoruz.  

            Bu başarı grafiklerini yöneticilik alanında da devam ettirip ettiremediklerini hep merak etmişimdir.

            Doktorların başında olduğu kurumların dünya çapında akademik çalışmalara imza attıkları, aynı kurumların en ufak bir kriz yönetiminde, basit bir organizasyonda sınıfta kaldığını, adeta işi yüzüne, gözüne bulaştırdığına çokça şahit olmuşuz. Pandemi sürecindeki hastanelerimizin “hali pür melali” açıkça ortadır.

            Bu durumu çok önceden fark etmiş olmalılar ki Avrupa’da bazı sağlık meslek kuruluşları profesyonel yönetici tutmuşlar, işin yönetim alanını tamamen onlara bırakmışlardır.

            Her iki tarafı,  hem sağlık hem de yönetim alanını akademik düzeyde bilen biri olarak iyi bir yönetici olmak için doktorların olmazsa olmazı olan akademik zekâ olsa iyi olur. Esas olan sosyal ve duygusal zekâdır. Yönetebilme becerisidir. İletişim kurabilme yeteneğidir. Empati kurabilme yetisi, karar alabilme ve zamanında harekete geçebilmek için gerekli dirayete sahip olma kabiliyetidir.

            Birde uzun bir süre en azında 15 yıl tıp eğitimi almış birini (ki bunun Devlete çok ciddi bir maliyeti vardır) yönetici yapmak açıkça kaynak israfıdır.

            Bunların yöneticiliği istisnai durumlarda olmalıdır.

            Yöneticilik alanında doktorlardan çok daha gerilerde olan (kötü demeye dilim varmadı) bir meslek gurubu daha var. Eczacılar. Eczacının yöneticiliği gerçekten “düşman başına” dedirtecek tarzda saç baş yoldurur.

            Bunun en iyi örneği Türk Tabipler Birliği ve Türk Eczacılar Birliğidir. Alın bu iki kurumun kuruluşundan günümüze yönetim serüvenlerine bakın ne dediğimi çok daha iyi anlarsınız.

 

BİR MISRA

                        Turfe dükkân-ı hikemdir bu kühen tak-ı felek.

                        Ne ararsan bulunur derde devadan gayrı.

KOCA RAĞIP PAŞA


                        Bu eski dünya, yeni bir hikmetler dükkânıdır. Derde devadan başka ne ararsan bulunur.