Bazen kalemimize yol verip, içimizden geçenlere söz hakkı tanımak gerek diye düşünüyorum ki bizi insan yapan yegâne şeylerden biri de bu olsa gerek.

Dem bu demdir, diyerek başlayalım söze...

İnsanın insanı ya tamamlayamadığı, ya da tam anlayamadığı; herkesin her şeyi kolayca konuştuğu, arkasını döner dönmez unuttuğu, vefanın menfaate dönüştüğü bir zamandayız.

Günler, sürekli bir koşturmaca içinde geçerken sıklıkla unuttuğumuz bir şey var ki arada bir de olsa hatırlamak, hatırlatmak gerek; hepimiz ölecek yaştayız!

Bence hiçbir şey göründüğü hatta yaşandığı gibi değil; her şey hatırlandığı gibidir.

Yaşadıklarımızı hafızamızda yer eden anılarla yâd ederiz.

Bazı olayları hayatımızı etkileyen kötü anılarla anarız, bazılarını da yüreğimizde bıraktığı tebessümle...

Dünyayı kötülüğe mahkûm etmeye, yaşanmaz bir yer kılmaya çalışanlara rağmen biz iyiye, güzele yöneliriz. Bu yüzden bir yandan onlarla mücadele ederiz bir yandan da kendimizdeki güzellikleri etrafımıza yaymaya çalışır ve iyilerle hemhal olmaya çalışırız.

Her ne kadar kötüler akılda kalıyor olsa da, büyüklerimiz bize iyilikten vazgeçmemenin bir erdem olduğunu ve bu erdeme çok az kimsenin sahip olabileceğini öğrettiler. Gidişler zamansızdır