Gelişen ve değişen dünyada, rekabet şiddetini her geçen yıl daha da artıyor. Bu ortamda ayakta kalan, geleceğe umutla bakabilenler, işine olduğu kadar kendine de yatırım yapanlar olarak dikkati çekiyor.

Üniversite bitirmenin ve güzel bir bölümden mezun olmanın da yeterli görünmediği günümüzde daha çok okumak, araştırmak, yenilikçi bakış açışı geliştirip olaylara farklı bakabilmek gerekiyor. Bunun için de belirli bir zaman diliminde değil ömür boyu eğitim öne çıkıyor.

20-30 yıl önce para kazandıran birçok mesleğin şu an icra edilmediğini biliyoruz. Dünya durmuyor ve her geçen gün yenileniyor. Bu ortamda yenilenmeyen, yatırım yapmayan, farklı olanı görmeyen, farklı düşünemeyen kaybediyor, kaybetmeye mahkûmdur. Kaybetmeye mahkum olmamak için öncelikle yatırımı kişinin kendine yapması gerektiğini unutmamak lazım. Bu gerçeği görmezden gelen, öteleyen, ciddiye almayan bugün olmasa da yarın kaybedecektir.

İlk bebek bezi 1950 yılında Marion Donovan tarafından Amerika’da icat edildi. Bu çalışmanın üzerinden 70 yıl geçmiş. Eğer bebek bezi ilk günkü gibi devam etseydi, Dovonan’ın çalışmasının üzerine konulmasaydı bugün pratik bezler olmayacaktı. Tarım arazilerinde kullanılan orak ve tırpan gibi aletler bugün de kullanılsaydı tarımda bu yenilikçi makineler olur muydu? Kesinlikle olmayacaktı. Hâlâ tarlalar kara sabanla sürülür, ekinler orak ve tırpanla biçilirdi. Elektrik mühendisi arkadaşı Thomas Watson ile Amerika’da ilk telefonu icat eden Graham Bell, bu aygıta “Radyofon” ismini verdi. İkili, 10 Mart 1876 yılında tarihteki ilk telefon görüşmesini gerçekleştirerek dünyaya yayılacak bir iletişim devrimi başlattı. Bu devrim o günkü çalışmayla kalsaydı, bugün cep telefonu olmayacaktı. O kadar çok yenilenen çalışma var ki örnekleri uzatmak mümkün. Bu da yukarıda yazdıklarımızın hayata geçmesiyle bugün hayatımız kolaylaştı ve bu çalışmalara imza atanlar kazandı ve kazandırdı.

Türkiye’nin en büyük gücü beşeri sermayesidir. Bu sermaye doğru yönetilmez ve doğru işlere kanalize edilmezse bugün en büyük güç olarak gördüğümüz sermayemiz yarın başa bela olabilir. Türkiye İstatik Kurumunun (TÜİK) açıkladığı verilere göre, Türkiye’de lise çağında 6 milyon 95 bin genç var. Ancak bu gençlerden 1 milyon 375 bininin ne yaptığı bilinmiyor. 1,5 milyon genç ise çalışmak zorunda. Bu gençlerin yalnızca yüzde 51,76’sı sadece eğitimde yer alıyor. Yani sadece 3 milyon 155 genç okula gidiyor. Hem okuyan hem çalışanların sayısı ise 705 bin. Sadece çalışanların sayısı ise 860 bin. Ne okuyan ne de çalışan gençlerin sayısı ise 1 milyon 375 bin. Bu gençlerin ne yaptığı bilinmiyor. Bu gençler büyük bir ihtimalle sigortasız, günlük işlerde hayata tutunmaya çalışıyor, bu nedenle de kayıt altında değiller. Hayalimiz, özlemimiz, gençlerimizin her alanda kendini yetiştirmesi ve hayata umutla bakabilmesidir. Ancak gelinin noktada 1 milyon 375 bin gencimizin ne yaptığını bilmiyorsak, başımızı iki elimizin ortasına alıp derin derin düşünmek zorundayız. Hayat şartlarının her geçen gün zorlaştığı bu ortamda, vasıfsız insanların işinin daha da zor olduğunu vurgulamaya gerek var mı bilmiyorum.

Her insan okuyamayabilir ancak bu hayatı günübirlik yaşayacağı anlamına gelmez. Okuyamıyorsak bir iş alanında kendimizi geliştirmek ve bu alanda yenilikçi çalışmalara imza atmaktır. Okuyorsak da yeknesak bir hayatın içine dahil olursak da arpa boyu yol alamayız. İnsan sürekli kendini yetiştirmeye odaklanmalı ve farklı çalışmalar içine girmelidir. Aksi halde bulunduğu durumun gerisine gidecektir.