Dünya, bugün büyük bir sınavdan geçiyor ve bu sınav ne zaman biter, şu an için kestirmek zor gibi gözüküyor. İnsanlığın öldüğü, değerlerin ayakaltına alındığı zaman dilimlerini teneffüs ediyoruz.

Açlık, sefalet ve savaşın hüküm sürdüğü topraklarda insanlar hayatta kalma mücadelesi verirken, bir tarafta da sanki hiçbir şey yokmuşçasına lüks, şatafat ve umursamazlık son sürat devam ediyor.

Afrika’da insanlar susuzluk ve hastalıkla mücadele veriyor. Arakanlı Müslümanların durumu ortada, Doğu Türkistan’da seslerini duyurmak isteyen Müslümanların sesleri bir türlü duyulmuyor. Irak’ta yıllar önce başlayan savaşın izleri silinemedi. İslam dünyasının kanayan yarası Filistin’den her gün ölüm ve acı haberleri gelmeye devam ediyor. Filistin İslam’ın boynu bükük evladı olmayı sürdürüyor. “Arap Baharı” sonrası durulmayan Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin iç huzursuzluğunun önüne geçilemiyor.

Suriye başlı başına sorunlar yumağı ve bu yumak gittikçe girift hal alıyor. 2011 yılının mart ayında başlayan, yüz binlerce kişinin öldüğü bu sayının kat be katı insanın yaralandığı ve milyonlarca kişinin de mülteci durumuna düştüğü bir ülkeden bahsediyoruz. Ülkede bazı güvenli bölgenin dışında kalan yerleşim yerleri adeta hayalet şehre dönmüş durumda. Birçok medeniyetin izini taşıyan tarihi bölgelerden eser yok. Emeviye Cami artık yok. Selçuklu ve Osmanlının yadigarı yapılar taş yığını…

Bir ülkenin en büyük kazancı huzurudur, eğer huzur yoksa başka bir şey aramaya gerek yoktur. Suriye ve benzeri ülkeler de evvelden başlayan huzursuzlukların önüne geçmek için “bir umut” belirdi ancak bu umut yerini kaosa bıraktı. Deyim yerindeyse Suriye halkı adeta kısa süreli rüya gördü ve uyandığında iş işten geçmişti. Hak arama yerini savaşa bıraktığı gün, can çeken insanlık da oracıkta ruhunu teslim etti. Maalesef, gelinen nokta da ölenin sadece Suriyeliler olmadığı insanlığın öldüğünü görüyoruz. Çünkü dünya, Suriye’de ölen insanlığı film izler gibi izliyor. Ölenlerin insan olduğu unutulmuş durumda. Maalesef, dünya Suriye meselesinde bütün devletle sınıfta kaldı. Ağlayan gözler kurudu, ağlayamaz hale geldi. Umutlar, bir başka bahara dense de “umut artık ahirette” diyenlerin sayısı gittikçe artıyor. Umutsuzluk ve çaresizlik içinde kıvranan bu insanların çocukları, vatanlarını tanımadan büyüyor. Suriye, bu çocuklar için hikayede geçen Kaf Dağı misali oluverdi adeta. Bir ülke var ama aslında yok onlar için.

Ve yeryüzünde devam eden bu kadar acı ve zulme rağmen dünya hala ayaktaysa insan umudunu az da olsa korumaya çalışıyor. En azından korumaya devam ediyor. Dünya bu, insanlıkla tanıştığı günden bu yana ne şedit olaylara şahitlik etti. Bildiklerimiz, okuduklarımız, okumadıklarımız ve öğrenemediklerimizin hepsi bu yaşlı dünyanın içinde cereyan etti, etmeye de devam ediyor.

Ve bugünün insanı, bunca sorun ve sıkıntıya rağmen hâlâ gülüp eğlenebiliyorsa vay halimize. İnsanlığın can çekişmesi artık önemsenmiyor, kalp titremiyor, gözden iki damla yaş dahi akmıyorsa vay halimize. Acı ve gözyaşı sıradanlaşmışsa vay halimize. Katmerli acılar görmezden gelinirken lüks ve şatafat hayatın akışında yerini koruyorsa vay halimize. Gayrimüslimleri geçtim de “Kardeşi açken tok yatan bizden değildir” diyen Peygamberin ümmeti, aç ve açıkta olanları umursamıyorsa vay halimize…

Bu yüzyıl, acılar ve gözyaşının ceyhun olup aktığı bir dönem olarak kazınacak hafızalara, eğer dünya dönmeye devam ederse bizden sonra gelen insanlık bizi çok da iyi yâd etmeyecek.