ÇOCUK OLMAK

Kar Gece yarısından sonra hıssadanak geldi. Sabaha kadar bir hırsız gibi sessizce şehrin üzerini beyaz bir şal gibi örttü. Şehri teslim aldı.

Sabah kalktık ki her yer bembeyaz. Uzun yıllardan bu yana böyle bereketli bir kar görmemiştik.     Hazırlıksız yakalandık, bilemedik bu kadar çok yağacağını, hayatımızı  felç edip, bizi evlere kapatacağını.

Hava oldukça soğuktu. Dışarıda lapa lapa kar yağmaya devam ediyordu. Nereden bakarsan bak, yerde otuz kırk santimden fazla kar vardı 

Apartmanın arka tarafından çocuk sesleri geliyordu. Merak ettim, gittim baktım.

Abartmandan on kadar çocuk sözleşmişçesine garajın girişinde toplanmışlardı. Garajdan yola uzanan çıkışta elli metre kadar bir rampa var. Çocukların ellerinde plastik leğenler, poşetler, bir kırık plastik sandalye rampanın başında hararetle bir şeyler tartışıyorlar.

Birden gurubun en irisi bir erkek çocuğu leğeni yere koydu, üzerine oturdu ve kendisini yokuş aşağıya uçtu. O yokuş aşağı  kayarken diğer çocuklarda kuşlar gibi ellerindeki kayaklar üzerine oturup onun ardından yokuş aşağı kendilerini bıraktılar.

Dışarıda kar altında oynayan o çocukların yüzlerinin, kulaklarının donduğundan, ellerinin ayaklarının buz kestiğinden eminim.

Ama onlar hiç bir şeye aldırmadan sanki bir pamuk yığını üstündeymiş gibi karda oynamaya, debelenmeye, yokuş aşağıya kaymaya, kayarken sevinç çığlıkları atamaya devam ediyorlardı.

Çocuk her zaman çocuk!

 Hatırlıyorum da biz de çocukken Tepebaşından Eblahan Çarşısına doğru inen yokuştan aşağı çok kaymıştık. Karın bol olduğu o yıllarda mahallenin bütün çocukları kendimizi sokağa atar, kan ter içinde kalana, ayaklarımız buz kesinceye kadar oynardık. Ellerimiz morarana , yüzümüz donana kadar   kardan  adamlar yapardık. O  buz gibi havada sırtımızdan ter akar, ayaklarımız eriyen kardan sırılsıklam olurdu. Elimize geçen naylon leğenlerle, odun taşıdığımız zembillerle, kalın muşambalar üzerinde sihirli bir halıya binmiş gibi heyecanlanır,   tepeden aşağı kendimizi koyuverirken Alisin harikalar diyarındaymışız gibi bir hisse kapılırdık. O anlarda dünyalar bizim olurken tarifi imkânsız bir ruh hali içinde çok da   mutlu olurduk.

Bakıyorum da dün çocuklar ne ise bugün de aynılar.

Dünden bugüne yaşadığımız şehir, yaşadığımız mekânlar değişse de, alışkanlıklarımız farklılaşsa da   çocuk yine  çocuk kalıyor.

Dün oyun deyince; açlığı, susuzluğu, hastalıkları, her şeyi unutan bizim zamanımızın çocuklarını, bugün pencereden baktığımda karda oynayan çocuklarda da gördüm.

Ne  kar ,ne soğuk!...Ne aş ,ne ekmek, ne iş kaygısı!. Ne para, ne pul!...Ne virüs, ne geçim korkusu!... Ne savaş, ne barış!...Ne de yarın endişesi!...Kar yağınca çocuk olmak, çocuk gibi yaşamak en güzeli . 

 İbrahim Alisinanoğlu

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Alisinanoğlu - Mesaj Gönder

# kar, çocuk

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Güneş Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Güneş Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Güneş Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Güneş Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.