DAHA MUTMAİN İDİK SANKİ " 

Akşamın karanlığı bir şal gibi şehrin üstünü örterken, insanlar kaçarcasına sokaklardan evlerine çekiliyor, Gündüzün karmaşası gecenin sessizliğe teslim oluyor.  

Mevsim kış, havalar soğuk. Hatırlıyorum da Gaziantep’e eskiden kış mevsimleri şimdilerden çok daha sert geçerdi. Soğuklar insanı üşütür, kar günlerce yerden kalkmazdı. Kışın bacalardan yükselen kömür dumanı şehrin üstüne çökerken, kesif kömür kokusu genizleri yakardı. Isınmak herkesin müşterek derdiydi. 

Kimimiz sobada, kimimiz tandır başında ısınırken, birkaç resmi daire, okul dışında kaloriferli ev bulmak neredeyse imkânsız gibiydi 

Aileler zengin fakir fark etmez, kış gelmeden kışlık zatını zahiresini, kurutmalıklarını hazırlar, odun kömürünü alır, bir kış boyunca yazdan tedarik edilenleri tüketirlerdi.  

 Her sabah sobaların külü temizlenir, sobalar sabah erkenden yakılırdı. 

Uzun kış gecelerinde hemen hemen her evde şirelikler yenir, mısır patlatılır, sobalar üzerinde demlenen çaylar keyifle içilirdi. 

Büyükler masallar anlatırken, küçükler merakla dinler, oda içinde oyunlar oynanırdı. 

Tek bir göz odada otaran insanlar bir arada olmaktan, konuşmaktan, dertleşmekten paylaşmaktan, yemekten içmekten bıkmazlardı. Tek eğlencemiz tek kanallı televizyon,  radyo, bir de sinemalardı. 

Kış gecelerinde yağan karın ardından sokakta kartopu oynamak, yokuş aşağı naylon leğenlerle kaymak, soba üzerinde pişen künefeyi yemek en büyük keyfimizdi. 

O yıllarda hayat zordu Aileler tek gözlü odalarda yokluk ve yoksulluk içinde olsalar da küçük şeylerden mutlu olmayı, konuşup paylaşmayı severlerdi.  

Ya şimdi… Kış gelince hepimiz evlere kapanıyoruz. Zaten en fazla dört, bilemedin beş kişilik aileler ancak akşam yemeklerinde bir araya gelebiliyor, ardından ev içinde ayrı odalarda televizyon dizlerini izlerken, bir kısmımız da elde cep telefonları, tabletler farklı dünyalarda zaman öldürüyoruz. 

Aynı çatı altında yaşıyoruz ama birbirimizi tanıyamıyoruz.   Aynı odada yan yana, karşı karşıya oturuyoruz ama bir birimizi anlayamıyoruz. 

Uzakta olanlara bir tuş mesafesinde iken, yanı başımızdakilerle fersah fersah uzaktayız. 

Hepimiz teknolojinin bize sunduğu imkânlar ve alanlar içinde yapayalnız çırpınırken, çaresizliğimize ağıtlar yakıyor,  içinde bulunduğumuz duruma sorumlu arıyoruz.   

Eskiden evlerimiz daha küçüktü, daha az ısınırdı. Şimdilerde olduğu gibi her aradığımızı çarşıda pazarda bulmazdık. Kışın meyvesini kışın, yazın meyvesini yazın tüketirdik. Her sene kılık kıyafet değiştirmezdik. Çoğu kez ayakkabı içinde çoraplarımız ıslanır, elimiz yüzümüz ayazdan buza keserdi. Cep telefonlarımız, tabletlerimiz, bu kadar çok kanallı televizyon kanallarımız da yoku ama daha mutlu, daha mutmaindik sanki. 

İnanın aradan yıllar geçmiş olsa da soba üzerinde kavrulan portakal kabuklarının, pişen kestanelerin, patlatılan mısırların odaya yayılan o kokularını hala unutabilmiş değilim. 

   

"DAHA MUTMAİN İDİK SANKİ " 

Akşamın karanlığı bir şal gibi şehrin üstünü örterken, insanlar kaçarcasına sokaklardan evlerine çekiliyor, Gündüzün karmaşası gecenin sessizliğe teslim oluyor.  

Mevsim kış, havalar soğuk. Hatırlıyorum da Gaziantep’e eskiden kış mevsimleri şimdilerden çok daha sert geçerdi. Soğuklar insanı üşütür, kar günlerce yerden kalkmazdı. Kışın bacalardan yükselen kömür dumanı şehrin üstüne çökerken, kesif kömür kokusu genizleri yakardı. Isınmak herkesin müşterek derdiydi. 

Kimimiz sobada, kimimiz tandır başında ısınırken, birkaç resmi daire, okul dışında kaloriferli ev bulmak neredeyse imkânsız gibiydi 

Aileler zengin fakir fark etmez, kış gelmeden kışlık zatını zahiresini, kurutmalıklarını hazırlar, odun kömürünü alır, bir kış boyunca yazdan tedarik edilenleri tüketirlerdi.  

 Her sabah sobaların külü temizlenir, sobalar sabah erkenden yakılırdı. 

Uzun kış gecelerinde hemen hemen her evde şirelikler yenir, mısır patlatılır, sobalar üzerinde demlenen çaylar keyifle içilirdi. 

Büyükler masallar anlatırken, küçükler merakla dinler, oda içinde oyunlar oynanırdı. 

Tek bir göz odada otaran insanlar bir arada olmaktan, konuşmaktan, dertleşmekten paylaşmaktan, yemekten içmekten bıkmazlardı. Tek eğlencemiz tek kanallı televizyon,  radyo, bir de sinemalardı. 

Kış gecelerinde yağan karın ardından sokakta kartopu oynamak, yokuş aşağı naylon leğenlerle kaymak, soba üzerinde pişen künefeyi yemek en büyük keyfimizdi. 

O yıllarda hayat zordu Aileler tek gözlü odalarda yokluk ve yoksulluk içinde olsalar da küçük şeylerden mutlu olmayı, konuşup paylaşmayı severlerdi.  

Ya şimdi… Kış gelince hepimiz evlere kapanıyoruz. Zaten en fazla dört, bilemedin beş kişilik aileler ancak akşam yemeklerinde bir araya gelebiliyor, ardından ev içinde ayrı odalarda televizyon dizlerini izlerken, bir kısmımız da elde cep telefonları, tabletler farklı dünyalarda zaman öldürüyoruz. 

Aynı çatı altında yaşıyoruz ama birbirimizi tanıyamıyoruz.   Aynı odada yan yana, karşı karşıya oturuyoruz ama bir birimizi anlayamıyoruz. 

Uzakta olanlara bir tuş mesafesinde iken, yanı başımızdakilerle fersah fersah uzaktayız. 

Hepimiz teknolojinin bize sunduğu imkânlar ve alanlar içinde yapayalnız çırpınırken, çaresizliğimize ağıtlar yakıyor,  içinde bulunduğumuz duruma sorumlu arıyoruz.   

Eskiden evlerimiz daha küçüktü, daha az ısınırdı. Şimdilerde olduğu gibi her aradığımızı çarşıda pazarda bulmazdık. Kışın meyvesini kışın, yazın meyvesini yazın tüketirdik. Her sene kılık kıyafet değiştirmezdik. Çoğu kez ayakkabı içinde çoraplarımız ıslanır, elimiz yüzümüz ayazdan buza keserdi. Cep telefonlarımız, tabletlerimiz, bu kadar çok kanallı televizyon kanallarımız da yoku ama daha mutlu, daha mutmaindik sanki. 

İnanın aradan yıllar geçmiş olsa da soba üzerinde kavrulan portakal kabuklarının, pişen kestanelerin, patlatılan mısırların odaya yayılan o kokularını hala unutabilmiş değilim. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Alisinanoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Güneş Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Güneş Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Güneş Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Güneş Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.