ŞAHİN’İN ÖLÜMÜ

“Her ölüm erkendir” demiş ozan. Ozanlar pek yanılmaz ama bu kez yanılmış.
Her ölüm zamanındadır. Sadece biz ölümü sevmiyoruz. Kabullenmiyoruz.

“Öldü” demek zor geliyor çoğumuza. Bu yüzden, “Kaybettik” diyoruz. “ Vefat etti, hakkın rahmetine kavuştu” diyoruz. “Aramızdan ayrıldı” diyen var. Hatta küçük çocuklara ölümü anlatırken, dibine kadar inkar edip, “Melek oldu” demiyor muyuz?

Hepimiz yakınlarımızı kaybettik. Farklı benzetmelerle inkar ettik ölümlerini. Çok uzun sürdü bazılarını kabullenmemiz. Belki bir kısmını hala kabullenemedik.

Zordur insanların sevdiğini kaybetmesi. Aslında belki de üzüldüğümüz ve kabullenemediğimiz ölüm değil. Yıllardır hayatımızda olan, ne zaman istesek sesini duyduğumuz, yüzünü gördüğümüz insanların artık olmadığını bilmek belki de.
Belki de biz ölen sevdiklerimiz için değil, kendimiz için üzülüyoruz. Öyle ya, onlar artık yok. Birinin babası, birinin eşi, kardeşi, sevdiği. Ne zaman istesek varlığına sığındığımız, bir sözünden, bakışından destek aldığımız birisi yoktur artık. Bu bize yapılmış bir haksızlıktır. Ölüm budur aslında. Giden gider, kalan kendisine ağlar. Kendisi için üzülür. Pek çok kez duymuşsunuzdur “Bizi nasıl bırakırsın?”.
Üzülürüz ama kendimize. Giden bir isim değildir. Kardeşimiz, anamız, babamız, dayımız ya da her kimse. Bizim bir şeyimiz gitmiştir. Yoktur artık. Üzüldüğümüz budur.

Bizim dünyamızın sevilen ve kelimenin tam anlamıyla ‘naif’ isimlerinden İsmail Şahin kardeşimiz kısa aralıklarla babasını ve kardeşini kaybetti. Geçen hafta babası, dün kardeşi rahmetli oldu. Merhumun ismi Mikail. Hiç tanımadım. Ama İsmail’i tanıdım. Sevdim. ‘Arkadaş’ dedim. Bugün İsmail kadar üzülüyorum. Mikail için mi? Tanımıyordum ki. Peki İsmail için mi? Belki. Ama daha çok kendim için üzülüyorum. Belki uzun bir süre İsmail’in gözlerindeki o ön yargısız ve zarif bakışı göremeyeceğim için üzülüyorum. Tam olarak anlatmaya kelimelerimin yetmeyeceği bir duygu. İçimde. Ama tarifi yok. En yakın kelime çaresizlik belki. Yapabileceğim bir şey olamamasından kaynaklı. Ölümü sevmemekten, kabul etmemekten ve her ölüme kendi açımızdan bakıp, ölene üzülüyor gibi yaparak, kendime üzülmekten kaynaklı.

Hepimiz farklı inkar ederiz ölümü. Ben yıllar önce, ilk kez bana çok yakın olan bir insanı kaybettiğimde yaşamıştım bu duyguyu. Dayımdı. Ama yaşı bana yakın olduğu için daha çok arkadaşımdı. Aynı İsmail gibi sabrı, sükuneti ve zarifliği ile insanı çatlatacak kadar naifti.

Zor ve kötü bir kanserin son evrelerinde, günlerce kapısında bekledik. Belki bir mucize belki de kendimizi yaklaşmakta olana hazırlamak için. Bahçede otururken “kaybettik” dedi birisi. Yerdeki dökülen çınar yapraklarından birisini aldım. Öptüm. O yaprağı kitabın arasında kuruttum. Şimdi adını bile hatırlamadığım bir kitabın arasında durur. Kitaplığımdaki yüzlerce kitabın arasında. Bulmaya kalksam belki günlerce ararım. Ama ilk o gün inkar ettiğim ölümü hiç unutmam.
Öldü demedim asla. “Bir yaprak düştü” dedim. Hala öyle derim. Çok kişi bilmez ama şiir yazarım ara ara. O gün yazdığım şiiri paylaşmanın tam zamanı sanırım. Yazmıştım çünkü dayım ölmemişti. Bir yaprak dalından düşmüştü…
Yakınını kaybeden herkes için. Dalından düşen her yaprak için…


BİR YAPRAK DÜŞTÜ DALINDAN

“Her ölüm erkendir” demiş ozan. Tam beş yıl bilinen her yolu deneyerek verdiği mücadeleden sonra kansere teslim olup, ozana şahitlik eden, sevgili dayım Seyfi Ali Yıldız’a duyduğum büyük kısmı ispatlanamamış sevgi ve hayranlıkla, O’nun tek bir virgülü bile gri olmayan anısı için...

Bir yaprak düştü dalından
öyle yavaş kondu ki toprağa;
bütün yaşam sallandı kahrından.
Bitişin başladığı,
maskelerin yırtıldığı,
tüm gözlerin ağladığı yerde,
bir yaprak düştü dalından...
Yeşerdikten hemen sonra
sararmadan çok önce,
yaşam ona
o yaşama doymadan,
bir yaprak düştü dalından...
Dalından koptuğunun bilincinde,
isyan ettirerek
ve kendi isyanını gizleyerek,
müthiş bir direnci
istemsiz bir teslimiyete dönüştürerek
bir yaprak düştü dalından...
Yaşamı sevdik.
“Yaşamı seven ölümü de sever” di,
ölümü sevdik.
Bir yaprak düştü dalından
bizim yaprağımız...
Yaprak düşmeseydi,
yaprak ölseydi
ölümü yine severdik,
ama düştü dalından
o düşüşü sevemedik.
Kenetlendik bir düşüşün etrafında
yalansız yapmacıksız.
Bir yaprak düştü dalından
ve öyle yavaş
öyle sevecen kondu ki toprağa,
hepimiz sallandık...

Evet dostlar… Ne demişti ozan, “Ağlamak güzeldir”…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Güven Sert - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Güneş Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Güneş Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Güneş Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Güneş Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Gaziantep Markaları

Gaziantep Güneş Gazetesi, Gaziantep ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (342) 230 36 36
Reklam bilgi