HAYATIMIZDAKİ KURU DALLAR

Yalnız kaldığında insan; sadece uzaktaki anılar değil büsbütün bir hayatla başbaşa kalır. Hayatın her yönüyle.  Geride kalanlar belki daha masum bir niyetle insanın zihinsel haritasından bir boşluk gasp eder. Diğerleri daha acımasızdır şüphesiz.

Günlük rutin bir kere terk edildi mi yenileri oluşuncaya değin insan, boşluk denizinde çırpınır durur. Alıştığınız şeyler aslında kimliğiniz, karakteriniz ve hayatınız olmuştur. Terk edildiği zaman ise adeta kimliğinizden, karakterinizden, hayatınızdan olursunuz.

            “Konfor alanı” diye bir kavram vardır psikolojide.  Hepimiz; kendimizi güvende ve iyi hissettiğimiz ortamları, eylem biçimlerini doğal ortamımız olarak kabul ediyor ve sımsıkı sarılıyoruz onlara. Kendimizi rahat hissettiğimiz evimiz oluyor her biri. Olmadıkları zaman bir eksiklik hissediyoruz. Tam oturmayan bir şeyler oluyor sanki içimizde.

            Her hafta buluşmaya alıştığımız arkadaşlar, devam ettiğimiz spor alışkanlıkları, evimizde yaptığımız sıradan şeyler bunlar. Çocuğumuz ve eşimizle; işyerindeki arkadaşlarımızla iletişim biçimlerimiz de buna dahil. Alışageldiğimiz biçim, aynı zamanda kendi güvenlik evrenimiz; konfor alanımız.

            Bunların birinde bile bir eksiklik olması bile huzurunuzu kaçırmaya yeterken bir de tamamını geride bıraktığınızı düşünün. “Sudan çıkmış balık” tabiri tam da bu durumu tarif eder herhalde. Ya bunu yapmak zorundaysanız? Ya Tom Hanks’ in o muhteşem “yeni hayat” filmindeki gibi bir adaya çıkmak zorunda kalsanız? Hangilerinden ayrılmak en zor gelirdi gerçekten? Hiç düşündünüz mü?

            Çocuklar üzerinde çok aydınlatıcı deneyler yapmış olan Melanie Klein şöyle bir şey fark etmiş onlarda. Çocuklar içine doğdukları evreni asla değişmez olarak kabul ediyorlar. Tıpkı Otizmde değişime karşı inanılmaz bir defansın gelişmesi gibi çocuklar da bulundukları koşulların şimdiye kadar hiç değişmemiş ve bundan sonra da değişmeyecek olduğunu düşünüyorlar.

            Aslında biz de öyleyiz biraz. Bizi huzurlu hissettiren şeylerin hayatımızdan hiç gitmemesini diliyoruz içten içe. Alıştığımız komşumuz yükünü yüklenirken içimizde onarılmayacağını düşündüğümüz bir boşluk oluşuyor. Bazılarımız yazlık elbiselere veda ederken de duyumsuyor aynı şeyleri. Ama alışıyor insan her şeye. Alışmak bizi sağlıklı tutan en etkili mekanizmalardan biri. Alıştığımız şeylere karşı geliştirdiğimiz sempati ise tam olarak “konfor bağımlılığını” ortaya koyuyor. Ve şunu fısıldıyor hayat sakince : “Hiç bir şeyi asla bırakamayacak kadar sahiplenme!”

            Öyle ya bir gün hepsini geride bırakmak zorunda kalabiliriz. Bir gün sokaklarında hiç yürümediğimiz bir şehirde açabiliriz gözlerimizi. Etrafımız daha önce hiç karşılaşmadığımız bir kalabalık  tarafından sarılabilir bir gün.  İşte o zaman hayatımız, karakterimiz zannettiğimiz alışkanlıklarımızın gerçekte budanması gereken kuru dallar olduğunu fark ederiz belki de…

            Bazen daha gür dalların yeşermesine fırsat vermek adına kuru dalları budamak gerekir. Hangisinin budanmasına karar verecek olan da yüreğimizin bazen çığlık çığlığa dillendirdiği “artık yeter” isyanıdır.

            Bazen isyanımız karar verir budanacaklara…


Sağlıcakla kalınız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Polat - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Güneş Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Güneş Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Güneş Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Güneş Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Gaziantep Markaları

Gaziantep Güneş Gazetesi, Gaziantep ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (342) 230 36 36
Reklam bilgi