"Aldatan aldanır..." Ahmet Taner Kışlalı (2)

Emin Çölaşan'ın yazısı rahmetli Bülent Ecevit'in aşırı kuşkucu ve güven sorunu olan eşi Rahşan Hanımın özellikle başbakanlık dönemin de yaşanan kişisel bakım sorununun ülkemizi nasıl etkilediğine dikkat çeken yazısı çok üzücü olmasına rağmen çok düşündürücü idi. Oysa o dönem geniş bir açıdan bakıldığında doğru okunsa ortaya daha neler neler çıkacaktı. İşte Emin Çölaşan'ın o yazısından bir bölüm;


  Beyin, kalp, böbrek ve karaciğer son derece düzgün. Kan değerleri çok düzgün. Sanki 10 yaşında sağlıklı bir çocuğun değerleri. Şeker, lipit, kolesterol ve diğerleri çok iyi. 

  Şimdi diğer gerçeklere gelelim. Bülent Bey 78, Rahşan Hanım 81 yaşında. Evlerine kimseyi almıyorlar. Yemek yapacak, ortalığı toparlayacak bir yardımcıları yok. Devletin verdiği hemşireyi bile eve almıyorlar. Hemşire nöbet kulübesinde bekliyor. Rahşan Hanım'ın da yaşlılık sorunları var. O haliyle kocasına bakamıyor, temizliğine özen gösteremiyor.

                     

Bülent Bey ilaçlarını düzgün almıyor, alamıyor. Örneğin, 2 saatte bir alması gereken bir ilacı var. Bu ilaç düzenli alınacak ki, beyinle dil arasındaki ilişkiyi kursun ve düzgün konuşabilsin. İlaç düzenli alınmıyor.


Doktorların eve gelmesini istemiyorlar. Bülent Bey yatakta olması gerekirken, kapıyı çoğu zaman o açıyor. Rahşan Hanım içeriden sesleniyor:


    ‘‘Ayy, ben iş yapıyordum, zili duymamışım.’’


Bülent Bey'e bacağındaki arıza için kasığına kadar özel çorap verilmiş. Kapıyı bir açıyor ve çorap ayak bileklerinde. Çelik korse çözülmüş. Doktorlar ne yapsın, belki çıldırma aşamasına geliyorlar ve çok kibarca uyarıyorlar.


Hastaneye yattığında bütün derisinde kabarmalar ve lekeler var. Cildiye uzmanları bunları önce bir hastalık zannedip incelemeye alıyor. Sonra görülüyor ki, bunlar iyi yıkanmadığı, iyi temizlenmediği için oluşmuş şeyler. Hastanede her tarafı güzelce yıkanıp paklanıyor, pamuklarla siliniyor. Cildinin temizlik sonrası aldığı renge Rahşan Hanım bile şaşırıyor... ‘‘Meğer senin ne güzel tenin varmış Bülent’’ diyor."


 İşte Türkiye böylesi bir durum yaşadığında ortaya başka başka iddialar da atılmıştı, kimileri Bülent Ecevit'in eşinin durumunun bilindiği için bilinçli olarak bu duruma düşürülmesinin  planın bir parçası olduğu söylenmişti. Görünüşe bakılırsa konu çok basit bir bakım olayı asla değildi. 


Birinci bölümünü okuduğunuz yazımda da belirttiğim gibi bir şeyler sezinliyordum. Doğrusu örgüt olarak  işkillenmiştik. Ortada bir dolaplar dönüyordu ve bu net şekilde görünmeye başlamıştı. DSP üst akıllardan bir operasyona uğramış ve tabanın hiç tasvip etmediği bir şekilde adım adım değişim ve yönelme yaşanmıştı.


Kendimce bir şeyler yapmalı idim. Denizde bir damla bile olsa sesimizi duyuracak bir yol aradım. Çareyi sayın Ecevitleri yakinen çok iyi tanıyan, ama iletişim kanalları kapalı olan, Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ahmet Taner Kışlalı'ya DSP'de gözlemlediğim her şeyi yazdım. Mektup arkadaşlığı yapıyorduk, sayın Ahmet Taner Kışlalı ile gözlemlerimi yazıyordum bazı bazı. Hatta bir iki defa köşesinde yazımdan alıntılar yaparak yer vermişti. 


    Neredeyse 4 sayfalık uzun bir mektuptur yazdığım, büyük bir olasılıkla rahmetli Ahmet Taner Kışlalı'nın eşi ve çocukları kendisine gönderilen mektupları arşivle mişlerdir.


           Çok sürmedi birkaç hafta sonra Ahmet Taner Kışlalı  21 Ekim 1999 tarihinde saat 09.40'da Ankara'da evinin önünde uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetti.    Ölmeden önce yazdığı yazıda Kışlalı FETÖtehlikesine dikkat çekerek; ‘Fethullah Gülen Devlet büyükleriyle iyi ilişkiler kurmuş. Ordu dışında hemen tüm önemli kurum

            

larda önemli ’’mevziler’’ elde etmiş. ABD’nin ’’etkin’’ desteğini sağlamış. Görünüşte Atatürk'e ve cumhuriyete saygılı. Ama tüm eğitim ağı ile, cumhuriyetin temellerini ağır ağır kemiriyor. Amacına ürkütmeden, acıtmadan ulaşma yöntemini seçmiş. Hakkındaki bilgilerimiz arttıkça, Sayın Gülen beni korkutuyor.’ İfadelerini kullanmıştı.


  Ne kadar ilginç değil mi? İşte böyle sayın Zülfü Livanelli... Hiç bir şey sizin bildiğiniz gibi değil, cebren ve hile ile bir şeyler olmuş çok akıllı ve her konuda duyarlılığı yüksek insan olan Ecevitler bile bu tuzaklara düşürülmüştü...Yaşamak için öyle pek cesur olmaya gerek yok, sürünerek ve hileyle de dünyada yol alınıyor. Bunu bilmem anlatmaya gerek var mı?

              

 Bunu ben söyledim oldu, ben yazdım oldularla bazı gerçekleri değiştiremez insanlar... Gerçekler er geç su yüzüne çıkar.  Gerçek, çoğu zaman karartılır; fakat hiçbir zaman söndürülmez.

 İşte böyle sayın Zülfü Livanelli, bütün bunları bilmiyor olabilirsiniz, öğrenin o zaman... Sırf makamlar aşkına insanlar hele de toplumda sevilmiş sayılmış bir insan olarak gerçeklerle oynamamalı...

   Aklına hile tezgahı dokuma. Aldatan, aldanır.  Mevlana

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sabriye Güler - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Güneş Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Güneş Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Güneş Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Güneş Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Gaziantep Markaları

Gaziantep Güneş Gazetesi, Gaziantep ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (342) 230 36 36
Reklam bilgi