Türkiye'nin gelişmeyle imtihanı

Türkiye, 80 milyon nüfus, 780 kilometre kare alan, yaklaşık 10.000$ kişi başı milli gelir, 750 milyar $ GSYİH, 150 milyar $ ihracatıyla orta büyüklükte ve orta düzeyde gelişmiş bir tarım ve sanayi ülkesidir. Bunun yanı sıra %10’un üzerinde seyreden enflasyon, işsizlik ve faiz, cari açık, bütçe açığı, gelir dağılımında bozukluklarla, siyasi, sosyal ve ekonomi alanlarındaki yapısal dönüşümlerini henüz tamamlayamamış bir ülkedir Türkiye.

Ülke içinde yoğun istikrarsızlıkların yaşandığı ve dış dünyayla ilişkilerin giderek kötüleştiği bir döneme rast gelmesi, Türkiye’nin sanayi devrimiyle nerdeyse yüz yıl gibi oldukça geç tanışmasına yol açmıştır. Benzer bir durum matbaa ve patent yasası gibi uygulamalarda da kendini göstermiştir.

Türkiye’nin kalkınma ve sanayileşmesi denildiğinde, 1963’de başlayan ve halihazırda onuncusu uygulamada olan beş yıllık kalkınma planları akla gelir. Bununla birlikte daha önceden başlayan denemeler de vardır. Söz gelimi 1913’de çıkarılan “Teşviki Sanayi Kanunu’’ ile toplam değeri 1000 lirayı aşan sanayi tesisleri için beş dönüme kadar bedelsiz arazi tahsisi, makine teçhizat ile ham ve yardımcı maddelerin gümrük vergi ve harçlarından muafiyeti, fabrikaların kurulması ve işletilmesi ile ilgili vergi, resim ve harçlardan muaf tutulması imkanları sağlanmıştır.

Cumhuriyetin sanayileşme serüveni kabaca tasnif edilirse; 1924-38 arası kuruluş ve ilk sanayileşme; 1939-46 savunma sanayinin geliştirilmesi; 1947-80 ithal ikameci dönem; 1980 ve sonrası ihracata yönelme ve dışa açılma aşamaları olarak adlandırılabilir.

Kurtuluş savaşının hemen sonrasında Cumhuriyet’in ilanından da önce, ülkenin zayıf ekonomisini güçlendirmek ve sanayiyi geliştirmek amacıyla 17 Şubat- 4 Mart 1923 tarihinde İzmir’de “Birinci İktisat Kongresi” toplanmıştır. Kongrede liberal ekonomi benimsenerek tarım, sanayi, ticaret ve el sanatları gibi konularda önemli ve o gün için radikal sayılabilecek kararlar alınmıştır. Ülke ekonomisinin tarıma dayalı olması nedeniyle öncelikle tarımsal gelişmeye ağırlık verilerek kırsal kesimin refah seviyesi yükseltilecek ve buradan da sanayiye destek verilecekti.

1913 yılında çıkarılan “Teşviki Sanayi Kanunu’: 1927 yılında güncellenerek tekrar uygulamaya konulmuştur. Bu yasa teşviklerin­ den 1473 fırına faydalanmıştır. Buna rağmen özel sektörün yeterince geliştirilememesi üzerine 1932 yılında hükümet üretime dönük temel yatırımların gerçekleştirilmesini devletin üstlenmesine karar vermiştir. Bu kararla birlikte devlet düzenleyici ve teşvik edici olmaktan çıkarak üretime girmiştir. Böylece uzun yıllar sürecek olan devletçilik dönemi başlamıştır.

Bu gelişmelerden ve geniş çaplı bazı araştırmalardan sonra 1934 yılında “Birinci Beş Yıllık Sanayi ve Kalkınma Planı” uygulamaya konulmuştur. Devletçiliğin öne çıktığı bu plan döneminde elektrifikasyon, petrol, altın ve diğer madenlerin işlenmesi ve jeoloji eğitiminin geliştirilmesi, sanayileşme için mühendis ve teknik eleman yetiştirilmesi ve teknik eğitimin geliştirilmesi gibi konulara odaklanmıştır. Eti­ bank, Karabük Demir Çelik Fabrikaları ve başka yirmiye yakın üretim tesisi kurulması da bu plan kapsamında gerçekleştirilmiştir. 1939’da “İkinci Beş Yıllık Plan” hazırlanmış, fakat II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi yüzünden ‘uygulamaya konulamamıştır.

Savaştan sonra ülke bir süre kararsızlık yaşamış, fakat buna rağmen 1947-53 arasında büyüme hızı %11 olmuştur. Bu artış 1954 yılına kadar sürmüş ve bu tarihten itibaren 1961’e kadar süren bir krizler dönemi başlamıştır. 1960 yılında bir askeri darbeye sahne olan ülke, bir taraftan bunun sıkıntılarıyla uğraşırken bir taraftan da tekrar planlı kalkınmanın yollarını aramaya başlamış ve 1963 yılından itibaren birbiri ardına beş yıllık kalkınma planları uygulanmaya başlanmıştır.

1980 yılına gelindiğinde otuz yılı aşkın süredir devam eden it­hal ikameci ekonomik model terk edilerek ihracat temelli dışa açılma dönemi başlamıştır. Özellikle Turgut Özal Hükümetinin iktidara geldiği 1983 yılından itibaren ülke hızlı bir değişim ve gelişim sürecine girmiştir. Militarizm, tepeden inmecilik, vesayet ve darbeler ile oligarşik denetimciliğe karşı mücadele eden Özal, halk tarafından sivil, dindar ve demokrat olarak tanımlanmıştır. Vizyoner ve dönüştürücü liderlikle onun döneminde tanışan Türkiye’de, düşünce, teşebbüs ve inanç özgürlüğü gibi özgürlüklerin önü açılmış, düşünen insanın başında “Demokles’in kılıcı” gibi sallanan TCK’nın 141, 142 ve 163 maddeleri kaldırılmıştır. TBMM’de İnsan Hakları Komisyonunun kurulması sağlanmış, BM tarafından hazırlanan İşkence ve Kötü Davranışla Mücadele Sözleşmesine imza koyulmuştur. 1987’de AİHM’ye bireysel başvuru hakkı kabul edilerek, AİHM hukuk sistemimizin parçası haline getirilmiş ve aynı yıl AB’ye tam üyelik başvurusunda bulunulmuştur.

Özal döneminde ülke kapalı ekonomiden piyasa ekonomisine geçmiş ve dışarıya açılmıştır. İktidarda bulunduğu 1983-1991 döneminde ekonomi hızlı bir büyüme gerçekleştirmiştir. Radyo ve televizyon üzerindeki devlet tekeli kaldırılmış, bilgisayar kullanımı yaygınlaştırılmış, haberleşmede devrim niteliğinde değişimler yaşanmış, otoyol yatırımları hız kazanmış, telefona ve elektriğe kavuşmayan köy kalmamıştır. Özal, bir taraftan Anadolu insanının potansiyelini hare­kete geçirirken, diğer taraftan gümrükleri indirerek devlet beslemesi iş adamlığına son vermiştir. Ekonomik büyümenin canlı olduğu 1950-1980 döneminde dünya ihracatı 33 kat artmışken Türkiye’nin ihracatı sadece 11 kat artabilmişti. Oysa Özallı yıllar olan 80-88 döneminde dünya ihracatı %40 artarken Türkiye’nin ihracatı %300 artmıştır. Özal, sağ sol, Alevi Sünni, Türk Kürt ayırmaksızın bütün Anadolu insanını kucaklamayı başarmıştır.

Ak Parti hükümetleriyle başlamıştır. Milli Gelir 232 milyar $ dan 823 $’a, kişi başına milli gelir 2500$ dan 11 bin $’a, ihracat 36 milyar $ dan 150 milyar $’a, özelleştirme gelirleri: 1986-2002 arası 8 milyar $, 2002-2016 arası 60 milyar $’ a, Cumhuriyet boyunca 15 milyar $ olan yabancı yatırım girişi son 15 yılda yaklaşık 150 milyar $’a çıkmıştır.

Fakat yaklaşık 1O yıl süren bu iyi gidiş, 2011 yılından itibaren durmaya başlamıştır. Ülke bir kez daha çoğulculuktan çoğunlukçulara yönelmiş, AB sürecinden uzaklaşılmış, içe kapanma, ötekileştirme ve kutuplaşma yaygınlaşmaya başlamıştır.

Sonuç olarak Türkiye, 1960’lı yılların başında Yunanistan, Güney Kore, İspanya ve Brezilya gibi kendine benzer ülkeler arasında gelişmişlik sıralamasında birinci iken 1960’lı yılların sonunda Yunanistan, 1970’li yılların sonunda İspanya, 1980’li yılların sonunda Güney Kore ve 2000’li yılların ortasında ise Brezilya tarafından geçilerek birinci olarak başladığı 50 yıllık yarışı sonuncu olarak tamamlamıştır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nevin Balta - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Güneş Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Güneş Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Güneş Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Güneş Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Gaziantep Markaları

Gaziantep Güneş Gazetesi, Gaziantep ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (342) 230 36 36
Reklam bilgi