Suçlu kim?

Bir zamanlar kendimize göre mütevazı, her daim yanı başımızda olduklarını bildiğimiz insanların olduğu bir dünyamız vardı. Sorunlarımız çoktu ama çözümsüz değildi. Yoksulduk ama gönüller zengindi. Apartmanların beton duvarları arasına kendimizi hapsetmeden önce, oyun oynadığımız sokaklar, komşuluk ettiğimiz insanlar, sırrımızı paylaştığımız dostlar, sırtımızı dayadığımız akrabalarımız vardı. Yan yana, omuz omuza vermiş, küçük ama huzurlu evlerin olduğu güvenli sokaklar hepimizindi. Oralarda komşularımızla mutlu ve huzurluyduk. Modern yaşamak, apartmanda oturmak adına elimizin tersi ile ittik onları, terk ettik hepsini. Medenileşmek adına akrabalık ilişkilerimizi kaprislerimize, dostluklarımızı egolarımıza feda ettik. Sessiz dünyamızı curcunaya, doğal yiyeceklerimizi hormonlu gıdalara, sadeliği karmaşaya değiştik. Çokluğumuzu tekliğe düşürdük. Dost muhabbetlerini TV ekranlarının karşısında dizileri seyretmeye tercih ettik. Medyanın ilahlaştırdığı; popun, rakın, sporun, sosyal medyanın sahte kahramanlarını, yüz yıllardır içimizde yaşamış dedemizin ninemizin anlattığı kahramanlara tercih ettik. Dilimiz yavanlaştı, özümüz yabancılaştı, ruhumuz pörsüdü, bedenimiz marazlındı, inançlarımız sulandırıldı. Edepsizlik baskın karakter haline geldi. Ürettiğimiz kadar tüketir, kazandığımız kadar harcadığımız o günler geride kaldı maalesef. “Atın eskimiş çoraplarınızı atın” dedikleri günden bu yana, eski adına ne varsa kapı önüne koyduk. Doyumsuzluğumuz arttıkça, egomuz kamçılandıkça tüketmenin ve harcamanın hazzına vardık. Borçlanmak hepimizin vaz geçilmez tutkusu haline gelirken,” alta kalanın canı çıksın” dediler. Acıma duygumuzu yitirdik. Ayaklarımız hep yere basardı. Uçuk kaçık ham hayaller teslim aldı zihin dünyamızı. Eskiden eşyalar bize hizmet ederdi, şimdi eşyaların kölesi olduk. İnsanlar samimiydi, şimdi döneklik moda oldu. Zihinler berraktı, düşler sade, sözler anlaşılırdı. Şimdilerde zihninler puslu, sözcükler anlamsız, düşler kirli, suratlar riyakâr, yeminler boş çıkıyor. Ayaklarımız yere basarken, şimdi hayal dünyasının behlülüyüz. Zengindi gönüller, sevgiye susar olduk. Tatlı bir sözcük çıkmaz oldu dilimizden. Yüz yüze konuşurduk, şimdi cep telefonlarının ekran genişliğine razı olduk. Dostun elini tutar, çiçeği koklar, toprağı hissederdik tenimizde. Ruhumuzu yitirdik vesselam. Birbirimizden kilometrelerce uzakta yaşardık ama yakındık birbirimize.

Şimdi aynı çatı altında yabancı kalıyoruz birbirimize. Elini sıkacak dost, koklayacak çiçek, dokunacak toprak, hissedecek duygu bırakmadık içimizde. Velhasıl kendi dünyamızı kendimiz kararttık. Kendi koyduğumuz kuralları kendimiz yıktık. Şimdi her şeyi olan, ama bir türlü mutlu olmayı beceremeyen insanlarız artık. Varlık içinde yokluk, milyonlar arasında yalnızlık çekiyoruz. Acaba kendi cennetini cehenneme çeviren, bizim gibi başka bir canlı türü var mıdır ki şu kâinatta?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Alisinanoğlu - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Güneş Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Güneş Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Güneş Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Güneş Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.