"Dinimizi Esaretten Kurtarmak..."

Bu aralar hep din mevzusu öne çıkıyor. Sanki din bu ülke de hiç yokmuş gibi, sanki dindarlar hep zulüm görmüşte, çileden çileye koşmuş gibi... Yani kendimden bilmesem, arkadaş neler oluyor diyeceğim, ama o kadar çok yaşanmışlıklarımız var ki, sadece başımı sallıyorum... Zaman israfı yazık yazık diyorum. Bu aralar revaçta olduğu için değil, tesadüfen devlet destekli bir kız kuran kursuna arkadaşım ile birlikte gidiyorum.
Kendisi sürekli gidiyor, bense o gün konuk olarak gidiyorum. Anadolu'nun nur yüzlü, elleri öpülesi kadınlarının olduğu bir kuran kursu, bebekli olan da var, çocuklu olan da, onları da getirmişler. Sağolsun beni sevmişler ve arkamdan da söylemişler arkadaşıma... Ben de onları sevdim, hepsi Kuranı Kerimi okumaya gelmişler, kaynana-gelin bile aynı sınıftalar. Derslerini yapıyorlar, hocanın onlara verdiği ödevi yine hoca kontrolünde okuyorlar.
Çok mutlular o sıralarda, arada küçük küçük şakaları oluyor. Gülüşüyorlar kıkır kıkır, duvarda Türk Bayrağı, İstiklal Marşı Panosu ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün resmi var. Mola veriyorlar, çay saati, herkes evinden bir parça bir şeyler getirmiş, birlikte neşe içinde yiyor, içiyorlar. Buraya kadar herşey güzel, hocamız sohbet arasında sızıntısını yapmasa ahhh yapmasa yapıyor. Eskiden dinimizi tam yaşamıyorduk, işte benim başıma şu geldi, bu geldi sohbeti araya sıkıştırılıyor. Hiç cevap vermiyorum, dinliyorum sadece, gülümsüyorum...
Zira hiç gerek yok, tartışmaya, zaten amacımda hiç öyle bir şey yok. Kimsenin de huzurunu kaçırma gibi niyetim yok. Bazen tartışmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. Bazı şeyleri zamana ve zamanın akışına bırakmak gerek. İnsanların eğriyi ve doğruyu artık sözlerle inanmasının çok zor olduğu bir zaman dilimlerinden geçiyoruz.
En sonunda insanlar gerçek anlamda sorguladıklarında saf gerçeği yakalıyorlar. Yani o işler hiç de öyle saldım gitti havasında değil… Aklıma babamın bizi yaz tatillerinde, Karşıyaka'da gönderdiği hoca geliyor, artık ne kadar zarar görmeye başlamış isek, kimse bir kat aşağıya inip de kömür odun alıp getir memeye başlamıştı, yok cin di, şuydu buydu hepimizde korkular başlamıştı. Bu iş böyle olmaz demişti babam, ahhh canım babam çok aydınlık bir bakış açısı var hayata karşı, zaman zaman ters düşsek de, onun bu yönüne gerçekten hayrandım…
Babam, tuttu bizim mahallenin diplomasız psikoloğu gibi olan İğneci Mustafanın, İmam Hatip mezunu kızı Emine ile konuşup din eğitimini ondan almamızı sağladı. Emine abla sevgiyle bizi dini öğretiyordu. Severek katılıyorduk derslerimize, artık korkularımız da bitmişti. Özde islamın güzel ahlak olduğunu içimize işletmişti…
Mütevazi olmayı, paylaşmayı, kimseyi küçük görmemeyi, yalan söylememeyi güzel olan ne varsa onları işledi bize, var olan köklerimizdeki bu mayayı besledi… Her ders bir huzurdu. Çünkü bağımsız ve güdümsüz sadece din eğitimi alıyorduk. Zaten Din dersimiz ve Ahlak Bilgisi derslerimiz de vardı o dönem okullarda, neredeyse aynısını olmasa da okulumuzda da görüyorduk. Esaret bazen dini de tutsak edebilir. Özgürlük tektir; esaret pek çoktur: tıpkı hakikatin tek, yalanların da binlerce olabileceği gibi…
Önder Karaçay'ın " Mobbing Bak Diyor Ki " kitabında; İncil sev dedi Hristiyanlar kendilerinden başka kimseyi sevmediler. Tevrat yaşat dedi Yahudiler kendilerinden başka kimseye yaşama şansı bırakmayacak kadar azdılar. Kur'an oku dedi Müslümanlar okumadıkları gibi kendi canına okuyan herkese koşulsuz inandılar. O zaman dinleri ve günümüze kadar taşınan süreçlerin üzerinden geçerek Atatürk'ü ve laiklik devriminin değerini anlama zamanıdır.
İnsana şah damarından daha yakın olan yaradanın bir insana ihtiyaç duyacak kadar çaresiz olması yaratana hakaret değil mi? Yaratanın insanlığı kurtarmak adına örnek bir insanı geçici kullanması anlaşılabilir. Yalnız dinin o insandan ibaret olduğu konusunda inancı yok etmek sonradan mümkün olmaz. Açıkcası Dinimizi esaretten kurtarmak gerekir, çünkü Özgürken dinimizle daha mutluyuz biz…
Yaradanı seviyoruz, yaratandan ötürü… Güzelliklerle ve iyiliklerle donanın, keyifli hafta sonu geçirmeniz dileği ile…
Hoşça kalın arkadaşlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sabriye Güler - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Güneş Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Güneş Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Güneş Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Güneş Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.