Bir zamanlar yazlık sinemalarımız

Hatırladığım kadarı ile Gaziantep’te 1990’lara kadar kışlık tabir ettiğimiz; Baydar, Burç, Büyük, Nakıpali, Saray, Site, Ses, Şehir, Marmara, Yıldız, Kent, Arı, Emek, Eti sinemaları vardı.

Bunların yanı sıra; Nakıpali, Baydar, Şehir, Mehtap, Marmara, Büyük, Nur, Konak, Saray, Kent, Burç, Keban, Murat, Atlas, Emek, Demirbahçe, Etibank, Renk yazlık sinemaları mevcuttu.

Gaziantep’te kışlık sinemaların pek çoğu Şehitler abidesinden başlayarak , Suburcu, Eski Saray caddesi üzerinde yer alırken, yazlık sinemalar istasyon caddesinde, Eblehan yakınlarında; Sofu’nun kahvesinin yer aldığı, Veliç iplik fabrikasının Kozanlı Camiinin yakınlarındaki kapsının hemen karşısındaki sokak içinde sıralanmışlardı.

Oysa Karşıyaka’da, Düztepe’de, Şahreküstü ’de ve şehrin diğer semtlerinde de    sinemalar yer alsa da; eğlence merkezlerine ve aile bahçelerine yakınlıkları nedeniyle en çok rağbet görenler sinemalar, İstasyon caddesi ve Veliç iplik fabrikası yanındakilerdi.

Eskiden havalar biraz ısınmaya başlayınca halkın hemen hemen tek eğlencesi sayılan yazlık sinemalarda hummalı hazırlıklar başlardı. Gerekli tadilatlar yapıldıktan sonra, Nisan ayının sonuna doğru da sinemalar kapılarını halka açardı.

Yazlık sinemalar dikdörtgen şekildeki bir arazi üzerinde, dört bir yanı duvarlarla örülü, etrafı dışarıdan seyredilmeyecek kadar yüksek duvarlarla çevrilmiş, perdelerle engellenmiş olan mekanlardı.

Sinemanın işgal ettiği alanın bir tarafında makinist dairesi, onun tam karşısında filmin yansıtıldığı duvardan perdesi olurdu.

Kışlık sinemalar genellikle bir bina içinde yer alır, perde film oynatılma vakti gelince  sahne iki yana aralanır, ortaya çıkan beyaz bez perdeye görüntü aksettirilirdi. Oysa Yazlık Sienalarda ise perde taştan yapılı beyaz bir duvar olur, hemen hemen her yaz başında bu duvar yeniden beyaza boyanır ya da kireçle badana edilirdi.

Yazlık sinemalarda Filmin yansıdığı perdenin hemen önünde yerden bir metre kadar yüksekte bir sahne yer alırdı. Film başlamadan önce bazı sinemalarda yöresel sanatçılar bu sahnede mini konserler verir, halkı eğlendirilerdi.

Yazlık sınamaların bazılarında yaz ayları boyunca gündüzleri düğün salonu gibi kullanılırdı.

Gaziantep’te film gösteriminden önce sanatçıların canlı müzik gösterilerini ilk başlatan yerel sanatçı Ahmet Özoğlu olmuştu. Ahmet Özoğlu İstanbul, Adana gibi illerde yazlık sinemalarda gördüğü bu müzik etkinliğini Antep’te mehtap sineması sahibi sinemacı Maamed’e anlatmış, onunda hoşuna gitmişti., 1970’lerde Mehtap Sinemasında film öncesi canlı müzik konserleri bu şekilde başlamıştı

Mehtap sinemasında Ahmet Özoğlu’nun film öncesi müzik dinletileri o dönem oldukça rağbet görmüş, Antepliler Ahmet Özoğlu yanında, Ömer Lök, Burun Hayri gibi pek çok yerel sanatçıyı da Mehtap sineması film öncesi konserlerinde tanıma ve dinleme imkânı bulmuşlardı.

Yazlık sinemalarda seyirciler yan yana dizli ve birbirine tutturulmuş sabit tahta kürsülere otururlardı. Kürsüler dikdörtgen şeklinde olan sinema alanın orta ve yanlarda geçişe imkân verecek şekilde, iki yanda; yönleri sinemanın perdesine bakacak biçimde , muntazam aralıklarla birleştirilir,  sıra halinde dizilirdi.

Yazlık sinemalarda oturulacak yerin numarası belirtilmezdi. Sinemaya en erken giden beğendiği yere otururdu. Erken gelenler tanıdık gelecek olanları varsa, onlar için de yer ayırır; o kürsülere çanta, bir eşya, bir paket koyar, ya da küçük çocuklar oturtularak yer  işgal  edilir , başkalarının oturmalarına imkan verilmezdi.. Kürsü işgali nedeniyle de özellikle hanımlar arasında sözlü atışmalar olsa da neticede tatlıya bağlanırdı.

Sinemanın girişinde, içeride ve sahneye yakın bir noktada bir büfe olur, burada kuruyemiş yanında ikiye kesilmiş variller içine konan buz kalıplarına yatırılmış Portalin, Başpınar, Cincibir, gibi meşrubatlar soğutulur, yürekler soğutulmaya çalışılırdı.

O yıllarda yazlık sinemalar konu komşu, çoluk çocuk ailecek gidilen; her yaştan, her sınıftan, her kuşaktan, her meslekten insanın rağbet ettiği, en az haftada bir kez araya gelerek bir şeylerin bölüşüp paylaşıldığı, toplumsal bütünlemenin ,sosyal terapinin yapıldığı müstesna mekânlardı.

Yazlık sinemalarda çocuklar ağladı diye kimse kimseyi ayıplamazdı.

O sinemalarda Lüks yoktu…Özel izzet, ikram yoktu…

İnsanlar o yazlık sinemalarda izledikleri filmler karşısında izleyenler duygulanır; Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit’le romantizmi yaşar, gözyaşı döker, Yılmaz Güneyle yoksulluğa isyan eder,  Vahi Öz, Cilalı İbo, Kemal Sunal’la güler, Cüneyt Arkın, Kartal Tibet’le; Malkoçoğlu, Kara Murat olur, ülkeleri fethederlerdi.

O yıllar yokluk yoksulluk yıllarıydı.

İnsanların dünyası küçük, umutları büyük, yürekleri kocaman, kendileriyle mutmain insanlardı.

Cereyan kesilmediği, film kopmadığı müddetçe şikâyet eden de görülmezdi.

Yazlık sinemalarda izleyicinin filmin akışına kendisini kaptırıp ıslık çalması, bağırması, çağırması, ağlaması, küfür etmesi, bir annenin çişi gelen çocuğuna hemen ayağı dibine çözdürtmesi, film oynarken  birilerinin arada rahatlıkla dolaşması sıradan görüntülerdi.

O sinemalarda  her türlü yiyecek yemek serbestti. Çekirdek çitlemek, kahke, kavurga yemek, mevsimin eriğini, acurunu, salatalığını getirip yanındakine ikram etmek olağandı.

O sinemalarda hazır su yoktu. Susayan ya evinden getirdiği maşrapadan suyunu içer, ya da musluğa ağzını dayayıp susuzluğunu giderirdi

Yazlık sinemalarda, sahneye filimi yansıtan  bir makinist dairesi olur,herkes çok merak etse de  oraya kimse giremezdi.

Yazlık sinemaların önleri her daim hareketli olurdu. Çerezciler, mevsimine göre erik, kiraz, acur, salatalık, balon satıcılarını, seyyar dondurmacıları, kahkecileri,şerbetçileri görebilirdiniz.

Özellikle vizyona yeni girmiş Türk filmleri olunca yer bulmak neredeyse imkânsız hale gelir, biletler karaborsa satılırdı.

Yazlık sinemalar o gün oynatacağı filmi halka tanıtmak için sinema önlerindeki geniş ilan tahtalarına filmin kâğıttan afişini asarlardı. Ayrıca ikindi vakti filmi tanıtmak için ya sırtta ya da at arabası üzerine çatılan   ahşap tabelalarla tanıtım yapılırdı.

Filimi bağırarak tanıtmaya çalışanlara çığırtkan denirdi.

Çığırtkanlar Maarif kavşağında, Suburcu caddesi ve Pazar yeri gibi yerlerde filimi tanıtmak için gösterime giren filmin afişlerinin yer aldığı tabelayı bedenin önüne ve arkasına gelecek şekilde, heybe gibi boynundan aşağı doğru asar, tenekeden yapılmış olan, huniye benzer megafon benzeri bir aletle sesini duyurmaya çalışırlardı.

Çığırtkanlar bu tanıtımı yaparken film hakkında merak uyandıracak, insanları sinemaya çekecek sözcükler sarf ederken, çocuklar çığırtkanın arkasında bir kalabalık oluştururdu.

Yazlık sinemalar akşamları sinema kapılarını halka açmadan önce sinema önlerinin temizliği yapılır, sulanır, tahta sandalyeler    temizlenmeye çalışırlardı.

Film başlayınca sinemada yerini almak isteyenleri teşrifatçılar ellerinde bir fenerle boş buldukları bir yere oturmalarını sağlar, yer gösterirlerdi. Hatta bazen tandık birini görünce  oturulacak kürsüleri bir bir siler, temizler, bahşiş alır yollularını bulurlardı.

Yazlık sinemalar televizyonun henüz hayatımıza girmediği dönemlerde hemen hemen hepimizin müşterek eğlence mekânlarından biriydi.

Sinemaya ailecek gidişlerimiz, sinemada yiyip içenlerimiz, uyuyan çocukları dallarımız düşene kadar taşımamız ö günün olağan görüntüleriydi.

Yazlık sinemalar bizi birbirimize bağlayan, birlikte olmaktan, birlikte gülmekten, birlikte ağlamaktan haz duyduğumuz, mutlu olduğumuz mekanlardı. Sinemalar yazın bunaltıcı sıcaklarında evin içinde sıkılan  insanların soluklandığı, serinlediği alanlardı.

Sinemalar; tandır başında dinlediğimiz hikâye ve masalların, sokakta oynadığımız oyunların, sokak destancılarının, okullarda amatörce sergilenen müsamerelerin , ramazan gecelerinde izlediğimiz karagöz, kahvehanelerde seyrettiğimiz ortaoyunu geleneğinin, meddahlığın tamamlayıcısı ve sürdürücüsü, perdeye yansımasıydı.

Ancak teknolojinin gelişmesi ve televizyonun hayatımıza girmesiyle birlikte sinemaya olan rağbet giderek azaldı. Bir müddet sonra da yazlık sinemaların olduğu yerler imara açıldı, yerine işyerleri, çok katlı binalar inşa edilirken, yeni bir hayat anlaşanın abideleri dikildi.

Biz yazlık sinemalarla büyüdük. Sinemalarda komşuluğun, hısımlığın en güzellini yaşadık. En önemlisi de yalnız olmadığımızı, çaresiz kalmadığımızı gördük.Birlikte eğlenirken, birlikte rahatladık, bir şeyleri paylaştık.

Yazlık sinemalar gitti, bizim de insanlığımız bitti sanki.

 Ibrahim Alisinanoğlu-Gaziantep Miş Miş-06.06. 2023

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Alisinanoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Güneş Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Güneş Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Güneş Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Güneş Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.