Çocukluğumu özlüyorum


Kalplerde yaşanan, kalplerde yaşatılan, kavgalardan, çekişmelerden ve hırgürden uzak, gözün göze, gönülün gönüle değdiği müslümanlığı özlüyorum.


Darda kalana uzatılan el, sevinçse, hep beraber, üzüntüyse, hep birlikte.
Tarla mı sürülecek, ekin mi biçilecek, ev mi yapılacak ya da birinin düğünü mü var, evden cenaze mi çıkıyor, bir olunan ve diri olunan zamanlar...


Ben size, o vakitler, daha dışarıya açılmamış, kendi içinde ama insanın da içinde boyveren, büyüyen ve çoğalan o gizemli, o muazzam ve o çok merak edilen müslümanlıktan bahsediyorum.


Sabun kokulu evlerde tarhana çorbası ve bulgur pilavı.
Dedelerin, ninelerin etrafında toplanan kalabalık. Kalabalığın yüzünde umut, inanç ve sevgi.
Tertemiz ruhlar ve tertemiz bedenler.


İnsana hürmet, insana sevgi, insana yardım, Allah'a ibadet demek o vakitler. Yani, daha müslümanlığın müslümanlık olduğu zamanlar.
Kolay kolay kırılmıyor kalpler. İftira ayıplanıyor. Hakaret kınanıyor.
Yol verilmiyor, haine, zalime ve yalancıya.


Sadece evlerin duvarlarında değil, gönüllerde umman gibi bir Allah ve Kuran sevgisi. Sonra peygamberimiz Hz. Muhammed var. Namaz var, oruç var. Darda kalınca edilen dua, zorda kalınca gösterilen sabır, yokta kalınca gösterilen şükür var.
Hakiki müslümanlar için bu sadece bir din değil müslümanlık. Gerçeğe, ahirete açılan bir kapı. Kurdun kuşla, yazın kışla, siyahın beyaz, tövbenin niyazla tanış olduğu bir dünya.


Bu güzel dinimiz sayesinde hepimiz güzel yarınlara inandık. Ahireti, cenneti, cehennemi tanıdık ve ona göre yaşamaya gayret ettik.
Müslümanlığın daha bir kök salacağını, daha bir güçlü olacağını ve binbir çiçek açarak yoluna devam edeceğini ve tüm tüm dünyayı kaplayacağını düşündük.


Ama görüyoruz ki aylar, yıllar geçtikçe, tam tersi yaşandı.
Her kafa kendine göre bir müslümanlık bulup kabul ettirme telaşına kapıldı. Kimi Allah yok, din yok, kitap yok diyor, kimi Allah olsa da ibadet yok diyor, kimi peygambere inanmıyor, kimileri de sanki ahiret, cennet cehennem yokmuş gibi çalmaya çırpmaya, hak yemeye, adaletsizliğe, merhametsizliğe, vicdansızlığa, ahlaksızlığa, sevgisizliğe, saygısızlığa, sabırsızlığa, şükürsüzlüğe devam ediyor. Tarikatların çoğu birer şer odağı haline geldi. Sesler çoğaldı. Çoğalan sesler gürültüye döndü. Bunları gören gençler, eğer müslümanlık buysa ben müslüman değilim, ne olmuş yani Kuran yakıldıysa demeye başladı. Kuranın yakılması ifade özgürlüğüdür diyenlere, adam haklı tabii, insanlar içinden geçenleri özgürce söyleyemeyecekler mi diyenler türedi içimizde.


İşte yaşanan tüm bu gürültüler, müslümanlık adına ve müslümanlar tarafından yapılan tüm yanlışlarla birlikte özellikle gençler kendilerini sağa sola çekmeye çalışan bu grupların arasında kaldılar.
Şaşkınlık, çaresizlik, hüzün, acı,
yalnızlık ve kaygı...


"Hani bir olacaktık, iri olacaktık, diri olacaktık?" "Neden şimdi biz böyle paramparçayız?"
Çünkü herkesin kendi kafasında kurduğu bir müslümanlık var. Ve herkes onu empoze etmeye çalışıyor diğerine. Televizyonlarda bile birinin A dediğine diğeri B diyor hocalar. Herkes kime inanacağını şaşırmış durumda.
Parçalanmışız. Dağılmışız.
Yenilmişiz. Yolumuzu kaybetmişiz.
Biz bizden olmuşuz. Kimin umurunda!


Peki, bütün bu dertleri başımıza açanlar kimler?
Olmadı sanırım. En başta biz büyükler özümüze, sözümüze sahip çıkmayı beceremedik.
Yaptığımız uyanıklıklara, hilelere, şeytanlıklıklara, hırsızlıklara, stokçuluklara, aşırı para kazanma hırslarımıza hep bir kılıf uydurduk. "Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan" diyemedik. Dinimizi güzel anlatamadık. Dinimizin aslında en güzel din olduğunu asıl kötü olanın din tüccarlığı yapan soytarılar olduğunu söyleyemedik. Üç maymunu oynadık. Hep sustuk, görmezden geldik, sakladık, kandırdık, kandırıldık. Karşı koyamadık.


Ve dikkat edin, biz sustukça daha çok ses, daha çok gürültü. Daha çok zulüm daha çok baskı. Küfürler, hakaretler, yalanlar, iftiralar, Kuran yakmalar.
Başta devlet büyükleri olmak üzere ülkemizin büyük çoğunluğu İsveç' te yaşanan Kuran yakma olayına kendince tepki gösterdi. Ama zaten onların tarafı düşüncesi, idealleri belli. Onlara niye kızıyor ve kınıyoruz ki. Dışarıda düşman aramaya gerek yok. Esas düşman içimizde. Esas düşman benim, sensin, hepimiziz.


Kapılarımız ondan kilit tutmuyor. Hamurumuz ondan maya tutmuyor. Çünkü mayamız da, insanlığımız da bozuldu. Müslümanlara ve müslümanlığa en büyük zararı yine en sonunda müslüman bir aileden doğanlar, müslüman olduğunu iddaa eden ama gerçek bir müslüman gibi yaşamayanlar yani içimizdekiler veriyor ve verecek.


Vesselam dostlar güzeldi eskiden insan çok güzeldi. Şimdi öyle çirkinleştik ki hiç bir plastik cerrahi duzeltemez. Durum öyle vahim. Unuttuk demeyi çok isterdim ama resmen öldürdük insanlığı ve müslümanlığı kendi ellerimizle. Faili meçhul filan da değil. Kimse sıyırmaya çalışmasın kendini. Adımız eşgalimiz de belli. Hepimizin parmağı var bu cinayette!


Biriler bu işe el atmalı. Bu kadar ayrıştığımız bir ortamda ve yaşadığımız coğrafyada
yolun büyükleri, ulemaları, araştırmacıları, akademisyenleri, artık özü sözü bir olan kimse varsa, bir araya gelmeli ve ortak bir dil bulmalı. Yoksa yarın hepimiz için geç olacak.


Çocukluğumun müslümanlığını özlüyorum ben.
Etiketlerin, sıfatların, sarayların ve saltanatların, insanın önüne geçmediği, koltuk kavgalarının yaşanmadığı, kimsenin farklılığından dolayı dışlanmadığı, kolay kolay kalbin kırılmadığı, canın cana nefes olduğu müslümanlığı özlüyorum.


Azala azala bitiyoruz galiba. Bitmeyelim. Dünyanın, gençlerin ve çocukların bize ihtiyacı var. Dünyanın müslümanlık kisvesi altında kindarlık yaratanlara değil, müslümanlığı özüyle sözüyle yaşatanlara ihtiyacı var. Dünyanın hakiki müslümanlara ihtiyacı var. N'olur bitmeyelim. Allah hepimizi, dini, ahlaksızlıklarının üstüne kılıf olarak örterek din tüccarlığı yapan, Allahın bize bahşetmiş olduğu bu güzel dinimizi kötü emellerine alet ederek insanları dinden soğutan kindarlardan ve şeytan kılığına girmiş dindar geçinenlerden korusun.
Son olarak;
yaa, bu müslümanlar da böyle yapıyor bu yüzden islam dininden ve müslümanlıktan soğuyorum diyenlere de söyleyeceğim şudur. Ben müslümanım ama kusursuz değilim. Bir yanlış yaptığımda beni suçlayın, islamı değil. İnsan olduğum için ben kusurluyum ama asla islam değil.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sabit Kayhan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Güneş Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Güneş Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Güneş Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Güneş Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.