Bu hafta sizlerle biraz erken buluştum değerli okurlar. 7. yazımı yine bir 7.sanat (sinema) ürünü üzerine yazıyorum. Sizlere birkaç felsefik terimden bahsedeceğim ve eminim ki bu filmi izlemek isteyeceksiniz. Tekrar belirtmek istiyorum; bu köşe kültürün ve sanatın ağır bastığı bir köşedir ve tamamen ticari kaygı güden, kültürsüz ve sanatsız şeyler bu köşede yer edinemez.

Bu haftaki değerli yapımımız: Bay Hiç Kimse (Mr.Nobody) 2009 yapımı bir film. Filmin yönetmeni Belçikalı yönetmen Jaco Van Dormael. Filmin oyuncu kadrosu da oldukça zengin; Jared Leto, Sarah Polley, Diane Kruger, Linh Dan Pham, Rhys Ifans, Natasha Little, Toby Regbo ve Juno Temple gibi oyuncular yer almaktadır. Arka plan müzikleri de çok güzel; özellikle Fransız besteci Gabriel Faure’nin Pavane’sinin tadına doyum olmuyor. Filmin görüntü efektleri, kamera açısı seçimleri, ışık kullanımı vb. sinematografik unsurlar ders niteliğinde. Filmin, hikayenin zorluğundan kaynaklanan karmaşık kurgusundan başka bir sorunu yok. Ancak, bu kurgulama sorunu izleyiciyi biraz geriyor ve anlamadığı (ama büyük bir hevesle anlamaya çalıştığı) konu hakkında çıkmaz sokaklara sokuyor.

Filmin hikayesi genel olarak,  geçmiş ve gelecek için düşünen her insanın merak duyduğu sorulara cevap vermeye çalışıyor. Yönetmen “Kelebek Etkisi” dediğimiz teoriyi kullanarak bu cevapları arıyor. Hem olağanüstü bulduğum hem de kesinlikle var olduğuna inandığım bu teoriyi, bu etkiyi ayrıntılı biçimde anlatacağım ama önce biraz filmin konusuna ve diğer felsefelere değinmek istiyorum.

Filmin baş karakteri Nemo, dünyaya tekrar gelmeden önce, ondan önceki yaşamlarını unutturacak olan unutturma Melekleri’nin kendisini atlaması ile pek çok şeyi hatırlayacak şekilde dünyaya gelir. Anne babasını seçer. Nemo Nobody geleceği görme yeteneğine sahiptir. Annesi ve babası Nemo 8-9 yaşlarında iken ayrılır ve Nemo’dan ikisinden birini seçmesini söylerler. Nemo’nun seçimi tüm yaşamını etkileyecektir. Ama, bizler filmde Nemo’nun yapabileceği her iki seçimin de sonuçlarını görürüz. Nemo, her iki seçiminin yarattığı yaşam koşullarının alternatifli sonuçlarını yaşar.

Annesini seçtiğinde nasıl bir yaşama sahip olacağını görür, babasını seçtiğinde nasıl bir yaşama sahip olduğunu görür. Bazen mutlu bazen mutsuz olduğunu görür. Tam bu noktada bahsetmek istediğim bir teori var; Zugzwang teorisi. Satrançla alakalı bu teoriye göre satrançta en iyi hamle, hamle yapmamaktır. Çünkü hamle yapsan da kaybedersin yapmasan da kaybedersin çünkü bir hamle gerekli. İşte Nemo tren garında annesi mi babası mı diye tercih yapmak zorundayken üstelik bu tercihlerinin de sonucunu görmüşken ve hep mutsuz olmuşken bir tercih yapmamış olsa, zamanı durdurabilse mutlu olacak.

 

Bu demektir ki “Hiçbir seçim yapmazsan hiç kimse olursun. Hiçbir seçim yapmazsan her şeyi mümkün kılarsın” Hiç kimse olursan daha mutlu olursun. Çünkü bu hayatta “biri” olmak, bir kimliğe sahip olmak esareti beraberinde getirir. Ünlü Türk yazarımız Hakan Günday’ın da dediği gibi “Her insanın boşluğa doğma hakkı olmalıydı. Vatansız, toplumsuz, ailesiz ve kişiliksiz olmak her insanın hakkıydı. Hiçbir insan, genetik ve kültürel mirasın baskısı altında yaşamaya mahkum edilemezdi…”

 

Ama Nemo bir seçim yaptı ve hem annesini hem babasını seçti, mutsuzda olsa mutlu olmaya çalıştı.  Bu nedir biliyor musunuz? Bu ünlü felsefeci Nietzsche’nin Amor Fati’sidir. Nietzsche’nin kullandığı bu terimin kelime anlamı “kader sevgisi” gibi bir anlama gelir. Ama tanrıya inancı olmayan bir felsefecinin kader-kısmet gibi kavramlara inanması mümkün mü? Tabiî ki hayır. Şöyle ki; Amor Fati,  yazgıya teslim olmak değil,  zorunlu olanı kabullenme özgürlüğüdür.

 

Gereken yerde gereken dersi almayı, hayatın gösterdiği olguları anlamayı ve gelecekte başımıza gelecek olayları kabullenip bunlardan başka bir şey dilememeyi öğütleyen bir felsefedir.

 

Amor Fati, seçim yapmayı seçmektir.

 

Daha önce bahsettiğim “Kelebek Etkisi” teorisine gelirsek; Edward Norton Lorenz’in teorisidir bu teori. Lorenz’e göre Afrika’da bir kelebeğin kanat çırpışı, Amerika’da kasırgaya neden olabilir. Bunu filmden bir sahneyle açıklayacağım.

 

Nemo seçimini annesinden yana kullanıp tren garında kalkmış olan trendeki annesine yetişmek için koşarken ayakkabısının bağcığı kopar ve ayakkabı ayağından çıktığı için Nemo başarılı olamaz. Bu duruma neden olan başlangıç olayı, ayakkabının yapıldığı fabrikada geçen bir konuşmaya bağlıdır. Bu sahnede bir ayakkabı bağı satıcısı, ayakkabı fabrikası müdürüne kendi uyduruk bağcıklarını almaları için rüşvet teklif etmektedir.

 

Yani o ayakkabı bağı satıcısı, ayakkabı fabrikası müdürüne kötü yapılmış bağcıklarını alması için rüşvet vermeseydi, müdür rüşveti kabul edip fabrikasında o kötü bağcıkları bulundurmasaydı, o ayakkabıları Nemo’ya ailesi almasaydı ve Nemo’nun ayağında o ayakkabılar olmasaydı Nemo’nun bağcıkları kopmaz ve bu sebeple ayakkabı ayağından düşmez ve annesine ulaşabilir annesiyle yaşayabilirdi. Annesine yetişemediği için babasıyla kalmak zorunda kalıyor ve tüm yaşamı buna göre şekilleniyor. Bunun tam terside yaşatılıyor filmde ve bağcıkları kopmadığı için annesine yetişebildiği anlarıda görüyoruz ve ona göre şekillenen yaşamını da. İşte Kelebek Etkisi dediğimiz şey çok basit olayların büyük olaylara sebebiyet vermesidir.

 

Filmin giriş sahnesinde bir güvercin gösterilir ve “Güvercin İtikadı” diye bir şeyden bahsedilir. Nedir bu Güvercin İtikadı?

 

İtikat, inanç anlamına gelir. Kafes içindeki güvercin düğmeye basar ve ödül alır. Zamanlayıcı her yirmi dakikada bir kapıyı otomatik olarak açar ve güvercine ödül verir. Güvercin bunu bilmediği için bu ödülü hak edecek bir şey yaptığına inanır ve kanat çırpmaya başlar.

 

Bizde, başımıza gelen her şeyin, gerçekleşen her olayın yaptığımız seçimlere bağlı olduğuna inanırız. İşte bu da bizim itikadımızdır.