Bu ülke bölünmesin diye şehit oluyor gencecik çocuklar. Cenaze törenlerinde ülkeyi fikren biraz daha bölenler, en büyük haksızlığı o şehide yapıyorlar aslında...  Protestonun hak, şiddetin haksızlık olduğunu bilmeyenler, ülkeyi fikren biraz daha bölsünler diye değil.

              Hangi görevde ve hangi işi yaparsanız yapın, artık bu milleti kamplara bölmeyi bırakın lütfen... “Hain”, “ihanet”, “düşman” kavramlarını sakız gibi çiğneyen bir söylem sosyal medya üzerinden ülkeyi kuşatırsa toplum provokasyona açık hale gelir. Olan budur...

              PKK terörü, nefreti ateş gibi yakıp öfkeye benzin dökmek istiyor. Onun için bu saldırıları yapıyor. Onun için civan gibi çocuklarımıza hain pusular kuruyor. Bu oyuna gelmeyelim.

             Endişelenecek durum siyasetteki gerginliği kullanıp Türkiye toplumunu, inanç ve etnik pusularla bir “açık yara” haline getirme gayretinin şehit cenazesinde ana muhalefet liderine saldırtacak noktaya vardırılmasıdır.

            Ve o gencecik şehitlerin anılarına daha fazla saygısızlık etmeden, bir zamanlar olduğu gibi diline, düşüncesine, inancına, kökenine, giyimine ve yaşam biçimine bakmadan birbirimize gülümsediğimiz günlere dönelim...

            Terörist neden saldırıyor? Kardeşliğimizi dinamitlemek için. Ülkeyi karıştırmak için. Bizi birbirimize düşürmek için. Bölüp parçalamak için. Huzursuzluk yaratmak için. Dirliğimizi bozmak için. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na saldıran gurup ne eksik ne fazla tam da bunları yaptı: Kardeşliğimizi dinamitledi, ülkeyi karıştırdı, bizi birbirimize düşürdü, halkımızı bölüp parçaladı, huzursuzluk yarattı, dirliğimizi bozdu. O zaman bunların teröristten farkı ne?

            Meşru ve demokratik muhalefeti düşmanlaştırmaktan... Ülkenin ana muhalefet partisini kriminalize etmekten... Milyonlarca kişinin oy verdiği bir partiyi terörizmin safında göstermekten... Eleştiri sınırını aşıp nefret söylemine bulaşmaktan... Milleti galeyana getirecek manşet ve söylemlerden artık vazgeçin. Ülkeyi ne hale getirdiğini görün!

            Sandık önüne gelene kadar beğenmediğin siyasetçi ister ıslık çalarak, ister arkanı dönerek, ister slogan atarak protesto edersin. Hepsine eyvallah, hepsi, demokrasinin sağladıkları arasındadır. Ama işin içine yumruk girdi mi, kendi fikrine zarar verir, karşısında olduğun fikre de yarar sağlarsın.

           O “yakın” dediğiniz, kül etmeye çalıştığınız ev hepimizin evi. Kimsenin hakkı yok yakmaya. Bu halkı bir kere daha böyle bir acının etrafında bölmeye, Madımak’ın ateşini horlatmaya hakkı yok.

         “Yakın o evi” diye bağıran kişi de bulunmalı. Kimsenin hakkı olmamalı, kini, nefreti, şiddeti körüklemeye. “Protesto eylemi” değil bu, “duygusallık” kisvesine büründürülerek yumuşatılacak bir şey değil. Bu bir linç girişimi, çok şükür sonuca ulaşmamış bir katliam denemesi, hedefi de bir kişi ya da bir parti, bir görüş değil, koca bir toplum. Aynı topraklarda yan yana, kardeşçe yaşayan, dini inanç, mezhep, siyasi görüş, ırk, dil ayırmadan birbirinin sevincini de yasını paylaşan bir halk. Düğünde de cenazede de birlikte durur, nasıl sevinip nasıl üzüleceğini bilir. Biri yanarken öteki bayram yapamaz.

         Sayın Cumhurbaşkanımız tehlikeyi görüp ‘kızgın demiri soğutalım” dedi. Kılıçdaroğlu da buna sıcak baktı, olaydan sonraki söylemleri de böyleydi. Ancak bazı bakanlar ve parti liderleri hala bu nefret söylemlerine ne yazık ki devam ediyor. Yeter artık birkaç sandalye uğruna daha fazla germeyin bu ülkeyi.