Buharî’den özdeyiştir: “.. Eğer değerli birisi ölürse, ona ağlamayın; asıl onu kaybedenlere ağlayın..”

   Anımsarımda çocukluk yıllarımı, bir öğretmenin kaybında bu kent halkı, ona son görev için koşardı camilere, musalla taşlarına.. Okur yazar olmayan bir dede, bir baba bile, “torunlarımıza, çocuklarımıza bilgi verdi, harf öğretti” diyerek, koşardı o öğretmenin tabutuna omuz vermek için..

   Geçen üç-beş gün içinde iki öğretmene veda etti bu kent.. İki Türkçe öğretmenine.. Oğullarımıza, kızlarımıza, kızanlarımıza ana dilini, Türkçe dilini öğreten, belleten iki güzide öğretmene.. Onlar ki, yüzlerce, binlerce yetiştirdiği öğrencileri yanında kendi çocuklarını da eğitmişler, çağdaş, birikimli bireyler olmalarını da sağlamışlardı.. Önce Ahmet Şen öğretmeni kaybettik. Oğlu Murat, Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuarı’nı bitirip, ülke tiyatro ve sinema sanatında, kızı Filiz ise, tıp hekimi olduktan sonra, Amerika’da histoloji bilim dalında isimleri konuşulan bu kentin yüz aklarından oldular.. Sonra İsmet İnanç öğretmeni kaybettik. Erzin’in bir köyünden çıkıp, Gaziantep Öğretmen Okulu sonrası Gazi Eğitim’den mezun olup, Ulu Gazi’nin kurduğu Gaziantep Lisesi’nde yıllarca Türkçe öğretmenliği ve okulun müdürlüğünü de yapmıştı. Tıpkı Ferit Ginol, tıpkı Mehmet Savaş İslâm gibi okuldan mezun olana dek öğrencilerine duydukları sevdayı yüreğine gömmüş ve Hilal Hanım mezun olunca evlenmişlerdi.. Onların da iki evlâtları olmuş ve onları da diğer öğrencileri gibi yetiştirmişlerdi.. Oğlu şu günlerde yoğun bakım altında olan Prof. Dr. Kubilay İnanç değerli bir akademisyen, kızı Özlem Karslı ise Gaziantep Lisesi’nde biyoloji öğretmeni olmuştu.. Ne yazık ve ne acıdır, İnanç öğretmen son yolculuğuna çıkarken, ne oğlu, ne de sevgili eşi onu uğurlayamadı.. Uğurlayamadılar, çünkü, oğul Kubilay İstanbul’da yaşam savaşı vermekte ve annesi onun başucundaydı..

   İnanç öğretmen çağdaş, Atatürkçü, Cumhuriyetçi ve bir o kadar da romantik ve duygu yüklüydü..  Sevenleri, onu hep güzel şir okumasıyla tanır ve her fırsatta ona şiir okuturlardı.. Lise’nin son Baklava Günü buluşmasında sınıfa gelen İnanç öğretmenden şiir okumasını istemiştim. Eski diksiyon özelliklerini azıcık kaybetmiş olsa da, Ümit Yaşar’ın İspanyol Meyhanesi şiirinden bazı dizeler seslendirdi bizlere.. Aslında O, Poe’dan Bebek ve Ayhan Hünalp’den Teğmenim şiirlerini okurdu bizlere en çok. Ama Ümit Yaşar’ın dizeleri onun Gaziantep Lisesi ve eski öğrencileriyle vedalaşma dizeleri oldu..

   Başını dizlerime daya, gözlerin kapalı,

   Ağla biraz,

   Bak, ben de ağlıyorum.

   Ocakta odunlar sönüyor, görüyor musun?

   Çığlık çığlığa bir kadın,

   Duyuyor musun?

   Ah, ölelim artık;

   Bitsin bu delicesine koşu,

   İspanyol Meyhanesi yerin dibine batsın.

   Yeter.. Yeter..

   Öleceksek ölelim.

Söze Buharî’nin özdeyişiyle başlamıştık ya, son vedalaşmalar o özdeyişi haklı çıkardı adeta.. Neredeydi bu kentin eğitim camiası, neredeydi öğretmenler, neredeydi binlerce yetiştirilen öğrenciler, veliler, ilgililer, yetkililer.. Son yolculuğa çıkarken öğretmenler, sekiz-on emekli mesai arkadaşı, nihayet on-onbeş eski öğrencileri ve yakınlarınca uğurlandılar.. Demek ki, kaybedilen değerlere değil, o değerleri yitirmiş topluma acımak gerek.. Rahmet olsun her iki öğretmene de...