Milli egemenlik haftasını kutladık.Yarınımız olan  çocuklarımızı:Devletimizin tüm yetkilileri ;kendi makamlarına kabul ettiler.Onları kendi makamlarına,gönül rızası ile birkaç dakikalığına oturtup,onlardan kendilerinin yaptığı görevleri yapmasını istediler.Bu etkinlik MEB öncülüğün de ülkemizin her yerinde yapıldı.Gözlere hoş gelen bu şölen, ne kadar gerçekçi ,tartışmak gerekir.

Benim kişisel düşüncem:Makamı ne olursa olsun;23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı için yapılan  bu kısa süreli görevlerin devri,bir saati geçse,o makamlara o çocukları oturtturan yetkililer:Derhal polis çağırarak,makamın işgal edildiğinden şikayet ederler diye düşünüyorum.

Osmanlı Devleti ;İmzalamış olduğu Mondoros  Mütarekesi ile ,tarihin sayfalarına gömüldü.Bu antlaşmanın 7.maddesine dayanan ve Türklerin Anayurdu olan"ANADOLU" düşman devletler tarafından işgal edilmeye başlandı.Asırlardır hür yaşamış,hür devletler kurmuş olan Türk Milleti:Mustafa Kemal Liderliğinde,Anadolu';nun   işgaline karşı çıkarak,Milli Kurtuluş Mücadelesini  başlattılar.Uzun,meşakkatli,yorucu,yıkımı büyük olan savaş ve meydan savaşları sonrasında,yurdumuzu işgal etmeye çalışan düşman devletler ;Anadolu';dan çıkartılmıştır.

Kurtuluş Savaşımızı yöneten TBMM si :Bu Savaşlarda  babaları şehit ve gazi olan çocukları sevindirmek için  23.Nisan.1923 tarihini Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ilan etmiştir. 

Adı üstünde,Ulusal Egemenlik. Yaşadığımız topraklar üzerinde,mutlak hakimiyet sadece halkın.Bunu takip eden süreçte ülkenin yönetim şekli olarak TBMM  üyelerinin tamamı tarafından kabul edilen "Cumhuriyet"29.Ekim.1923 Tarihinde ilan edildi.

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti;Genç ve tecrübesizdi.Fakat Osmanlıdan gelen bir devlet yönetme ehliyetine sahipti.Yeni kurulan bir Cumhuriyet olarak,yeni devlet kurallarının kurumsallaşması elbette ki zaman alacaktı.Öylede oldu.

Atatürk önderliğinde getirilen bir çok yenilikler:Halkımız tarafından ayni süreçte kabul görmedi.Buna  Düşman ülkelerin yer altı  faaliyetleri de eklenince;Genç Cumhuriyet ,bir çok isyan ve direniş ile karşılaştı. Misak i Milli  sınırlarına bu nedenle ulaşılamadı.

Atatürk';ün en çok üzerinde durduğu konu:Devlet işleri ile Din işlerinin birbirinden ayrı olarak ele alınması olmuştur.Devletin kurum ve kurallar üzerinden,Dini işlerin de dini kurallar üzerinden yürümesi gerektiğini;Milletine ve ülkeyi  yönetenlere rehber etmeye çalışmıştır.Bu inançla ilkeleri arasına Laiklik prensibini almıştır.Çünkü Osmanlı Devletinin yönetilmesinde yaşanan bu aksaklığı görmüştür.

Kurtuluş Savaşının öyküsünü ve yeni Cumhuriyetin siyasal yapılanmasını Süreyya Aydemir';in Tek Adam,İkinci Adam ve Suyu Arayan Adam  kitapların da açıkça anlatmıştır.

Atatürk,özetle:Beni anlamak,beni  görmek değildir demiştir. Milletinden,sadece milli egemenliğe  , cumhuriyete ve cumhuriyet ilkelerine bu ilkeleri muasır devletler derecesine yükselterek sahip çıkılmasını arzu  etmiştir.

Atatürk';ün ilkesi olan  Laiklik ,ilerleyen yıllarda hep tartışılmış,hatta TBMM de dahi kavgalara sebep olmuştur.Atatürk ,dinsizlik ile suçlanmıştır.Bu tartışma halen Türk siyasi yaşamının gündemindedir.Oysa belgesellerde ki TBMM';nin açılışına ve uygulamalara bakıldığında böyle bir yaklaşım söz konusu değildir.

Fakat ne kendisinin kurduğu siyasi kurum nede kendisinin bizzat eğitim gördüğü askeri kurumların ;Atatürk';ü doğru anladığı ve yorumladığını düşünmüyorum.Cumhuriyetin ilk 15 yılı boyunca;ülkenin tek lideri olmasına karşın,hiçbir zaman içinden çıktığı halk kitlelerinden ayrılmamıştır.Sürekli olarak halkın içerisinde kalmış  ve halkı anlamaya çalışmıştır.Halkı küçük görmemiş,asla yukarılardan  bakmamıştır.

Atatürk';ün düşlediği yeni cumhuriyetin çağdaşlaşmasında  ki  ölçüyü asla kılık,kıyafet ve lüks olarak görmemiştir.Çünkü bunlar öncelik ölçüsü olamaz.Çağdaşlamak,üretkenlik,kalkınma,refah ve paylaşıma öncelik vermiştir.

İstanbul ,Dolma bahçe  Sarayında ağırladığı İngiltere Kralı 7. Edwarda" Ben bu millete her şeyi öğrettim.Fakat uşaklığı asla"diyerek  tarihe geçmiştir.

Mustafa Kemal';in,Milletime uşaklığı öğretemedim ifadesi ile tarihe altın harfler ile geçen Türkiye Cumhuriyetinde:Her  şeye  kesintisiz peki demek anlayışı; Ulusal egemenlikle  örtüşür mü?Bir  büyük işletme hayal edin.Tüm yönetim birimlerinde ki üst düzey yöneticilerin tamamı ayni ekonomik düşünceyi paylaşıyor.Bu şirket büyür mü?Yönetim körlüğü oluşur.Ülkemizde 3.kuşak şirketlerin  batması bun nedenle oluyor.Aykırılıklara,farklılıklara  hoşgörü ile  yaklaşmayı öğrenmenin zamanı gelmedi mi? Takdir sizin.Herkese iyi haftalar.