Bugünkü sohbet yazıma biraz dedi kodu, biraz da şiir diyerek başladım. İnşallah öfke aklın önüne geçmez. Ne zaman öfke aklın önüne  geçerse yanlışa düşersiniz. Ben bir yanlışa düşmemek için dikkat ediyorum. Neyzan Tevfik “Boka bok deme. Boklar ar eyler. Katresi bokun üstüne düşse, boku berbat eyler” diyor. Hakikaten de  günümüzde öyle insan kılığında yaratıklar var ki, bokun üzerine düşseler boku kirletirler. Daha doğrusu bunlara, insan artıkları da desek doğru olur diye düşünüyorum. Bunlar gerekse  sanat alanında, gerekse resmi iş yerlerinde, gerekse insan topluluklarında  mevcutturlar. Bunlar için söyleyecek bir şey bulamıyorum. İçimden geleni söylesem, hayat kadınlarına hakaret olur, ağzım kirlenir. Biribirini çekemeyenler, kıskançlıklar bir hastalık haline gelmiştir. Allah  yardımcımız olsun. Kıskançlık bir ince ağrıdır. Tedavisi de yoktur. İnce ağrı dediğimiz bu hastalık tıp dili ile konuşacak olursak tüberklos. Halk dili  ile de veremdir. Kıskandığın insana bir şey olmaz. Ama kıskanan insanı, kıskançlık  içinden yer bitirir ve yok eder. Kıskanan insanı demek ki Yüce Allah böyle cezalandırıyor. Yanı  kendi cezasını kendi iç dünyasında çekiyor.

       Bir de bu insan kılıklı yaratıklar, hiç aynaya bakmıyorlar. Aynaya bir defa baksalar, kendilerinin ne mal  olduklarını görür ve bilirler. Kendilerinin bir insan artığı olduklarını da  görürler. Saygıdeğer okurlarım. Ben  her zaman güzellikleri görüp, güzellikleri yazmak isterim. Ben, hiçbir zaman  devletim bana ne verdi demedim.  Ben devletime ne verebilirim diye düşündüm. Bu güzel insanlar benim için ne yaptılar  demedim,  Ancak ben bu güzel insanlar için ne yapabilirim diye düşündüm. Yine  diyorum biz güzellikleri görelim,  güzel düşünelim. Aşağıda güzellikleri konu alan 2 adet şiirimi sizler ile paylaşalım diyorum.

 

 SORAN  OLURSA

 

Öldüğümde beni soran olursa,

Kitaplarda kayda değer sözüm var.

Kadim dostlar arayıp da bulursa,

Balkanlarda silinmeyen izim var.

Türk yurdunda çilelerle yaşarım,

Işık olup karanlığa taşarım.

Rüyalarda  Karabağ’a  koşarım,

Yavuz Bülent Bakilerle pozum var.

İnsan için, insanlığa yolumuz,

Adalete  açık durur kolumuz.

İrfan küpü, hiç boşalmaz dolumuz;

Her taama  dökülecek tuzum var.

Ayaz’ım  ben gonca kokar terimde,

Şafak söker gözlerimin ferinde.

İnsanlığa hizmet için yerimde;

Nöbet tutan, oğlum ile kızım var.

 

           SİVASDA

 

Aylardan temmuzdu , mevsimin yazı,

Ne üşüdük, ne terledik Sivas da.

Gündüz güneş gördük, gece ayazı,

Ne üşüdük, ne terledik  Sivas da.

Ehli canlar bir adaya derildik,

Teker teker mikrofona verildik.

SRT nin ekranında görüldük,

Ne üşüdük, ne terledik Sivas da.

Mevsim  çok  güzeldi,  havalar  hoştu,

Aşıklar  toplandı,  Sivas’a  koştu.

Hep Teller inledi, mızraplar coştu,

Ne üşüdük, ne  terledik Sivas da.

Kayaturan selam verip  girince,

Mutlu oldum  Bahtiyar’ı  görünce.

Başkan Bekir Âlim,  sofra serince,

Ne üşüdük, ne terledik Sivas da.

Üç gün bitti,  memlekete yol vardı,

Hepimizde heyecanlı  hal vardı.

Kahvaltıda tere yağı,  bal vardı,

Ne üşüdük, ne terledik Sivas da.

Ayaz’ın  kalemi  böyle  işledi,

Gece, gündüz  Sivralan’ı  düşledi.

Veysel   ile  Şarkışla’da  kışladı,

Ne üşüdük, ne terledik Sivas da.