Kıskançlık; Kendi kendini içerden yiyip bitiren bir ince ağrıdır. Tıp dili ile (Tüperkılos)  Halk dili ile konuşacak olursak, bu hastalığa günümüzde verem  deniyor. Fakat veremin  tedavisi kolaylaştı ama, kıskançlığın tedavisi bulunmuyor. Allah kimseye vermesin diyorum. Adamın, şeyinin  şeyi  ağarıyor da, kıskançlığı üzerinden bir türlü atamıyor. Diyeceksiniz, sen hiç kimseyi kıskanmadın mı? İnanın kıskandığım bir kimse olmadı. Bana deseler ki, dünyaya yeniden gelsen, kim gibi olmak istersin. Bu sözüme inanın. Dünyaya Ahmet Ayaz gibi birisi olarak gelmek isterim. Yalınız okul sıralarına oturduğu zaman kara tahtayı görebilen bir Ahmet Ayaz olmak isterim. Askeri okulu gözden kaybetmeyen bir Ahmet Ayaz olarak doğmak isterim. Benim kıskandığım  kimse hiçbir zaman olmadı, olamaz da. Bulunduğu  dalda başarısız olan insanlar , başarılı olan insanları  kıskanırlar. Çocukluğumdan beri hep  önde yürüdüm. Hiç  kimsenin arkasından yürümedim, gölgesine gizlenmedim, gizlenmem de. Prof. Dr Halil İbrahim Yakar  Hocam ile roportaj için bir araya geldik, ses kaydını aldı ve bana da verdi. Keşke bu roportaj  görüntülü olaydı. Ben şu yayın organında varım dediğimde, sözünü ettiğim yayın organını elimde gösterme imkanım olurdu.

       Burada birazcık yazımdan, şairlikten söz edeceğim. Ses  güzelliği  nasıl Allah vergisi ise, okumak, yazmak da Allah vergisidir. Ben bu konuda bir çok yetenekli  gördüğüm kimselere destek verdim. Benim şairlik  iddiam yoktur diyen arkadaşıma, sen  şairsin diyerek kitap yayınlattırdım. Bazı  arkadaşlarımın şiirlerini kayda değer gördüm  ve kayda değer kültür sanat ve edebiyat dergilerinde yayınlattırdım. Bunlar kendilerini bilirler. Ben burada adlarını açıklamayacağım. Gerek de yoktur. Bir arkadaşımın bir sözü var. “Herkes kendine yakışanı yapar” der de, bazen da kendine yakışmayanı yapar. Ama ben,  kendime yakışanı yapıyorum  ve yapmaya devam  edeceğim.

       Nazım Hikmet “Övmekten değil, övülmekten korkarım”  Demiş. Bende, adımdan  övgü ile söz eden dostlarımı yanlışa düşürmem  inşallah. “Türk şiirinin beyefendi şairi”  “Ahmet Ayaz, dostluğuna güvenilir, sağlam karakterli, mert insan” diyen ve buna benzer sözler söyleyen dostlarımı yalan çıkarmak bana yakışmaz. Bunun en güzel belirgisi Prof Dr. Halil  İbrahim Yakar Hocanın yayımladığı “AHMET AYAZ- Hayatı-Eserleri_Edebi Şahsiyeti” İsimli kitapta mevcuttur. Şu an konuşmadığım bir çok arkadaşlarım bu  kitapta kendilerini bulacaklardır. Haberleri de yoktur. Bu kitapta kendilerini bulacaklarından. Bunların içinde adımı yok etmek isteyenler de var. Ama güneşin önüne perde çekmeye hiç kimsenin gücü yetmez.Birkaç gün önce bir yazı yazmıştım. “Bende Dostluklar Bakidir” başlığı altında. Beni sevmeyenler sözünü ettiğim  kitabı okuyunca, içinde  kendilerini bulup, bende dostluğun gerçek olduğunu  bir defa daha görecekler.

       Bir de, şiir konusunda benim önümde gördüğüm bir kimse  yoktur. Arkasından koşup ta yetişemediğim bir kimse de gerçekten olmadı. Fakat günümüzün yaşayan şairleri arasında Yavuz Bülent Bakiler, Bahaeddin Karakoç, Yusuf Dursun  gibilerine de saygım var. Benim bir çizgim var, o çizgide yavaş yavaş Allahın verdiği iman ve güç sayesinde yürümeye devam ediyorum. Sevenlerim sağ olsunlar diyorum. Bir de beleşten kahramanlığı hiçbir zaman düşünmedim. Hele Gaziantep Üniversitesinde tez konusu olduğumu bir yana bırakalım.  Gaziantepli olup, Gaziantep’te yaşadığım için. Fakat, Uşak Fen Edebiyat Fakültesine bir Gaziantepli “ Yüksek lisans Tezi olup hakkımda A 4 Kağıdına 97 sayfalık tez kitapçığı hazırlanmışsa, ”   Ben sevenlerim ve beğenenlerim sayesinde oluyorum. Bunu bedavadan kahramanlık sayanlar varsa hiç de kusura bakmasınlar. Bu bedavadan kahramanlık değil, ancak olsa olsa başarının mükafatı olur.  Beni tez konusu olarak  verenler, belki de haberdardırlar. 12 Yüzyıldan 2003  yılına kadar. “Gaziantep’te Kültür Sanat ve Edebiyatta İz  Bırakanlar” adlı kitabımda şair-yazar- ressam, gazeteci. Bestekar, ses  ve saz sanatçısı  gibi bir çok  sanat adamlarını,  kıskanmadan  adlarını ebedileştirdiğimden. Ayrıca Karacaoğlan’dan 1998 yılına kadar Gaziantep üzerine yazılan şiirleri kitaplaştırdım. Burada anlatacak çok şey var. Ama, yazmayacağım. Çünkü bilenler biliyorlar 41 yıldır ulusal  gazetelerde başlayıp, sayısız yayın  organlarında hala  yazmaya devam ettiğimi ve edeceğimi. İçini çör  çöple doldurdukları, bir matbaa baskısından 40-50 adet bastırıp,  edebiyat sanat  dergisi diye çıkaranlardan olmadığımı. Bununla da kendilerini  tanıtmaya çalışıyorlar akıl fukaraları.

       Saygıdeğer okurlarım, bugünlük de  bu kadar. Beni unutmayın, gelecek sohbet yazımda sizler ile yine buluşalım. En güzel ve mutluluk dolu günler hep ve hepimizin olsun diyorum. Hoşca  ve dostça kalınız.