Her dilde atasözleri ve deyimler vardır. Toplumbilim, ruhbilim, eğitim bilim, ekonomi, felsefe, tarih, ahlak, halk bilimi gibi birçok konuları ilgilendiren ve birçok yönlerden inceleme konusu edilmeye değer olan bu dil varlıkları, deyiş güzelliği, anlatım gücü, kavram zenginliği bakımından önemli dil yapılarıdır.

Deyimler de atasözleri gibi, kalıplaşmış sözlerdir. Bir deyimin sözcükleri değiştirilip yerlerine -aynı anlamda da olsa- başka sözcükler konulamaz ve deyimin sözdizimi bozulamaz. Günümüzde iletişim teknolojileri alanındaki gelişmeler ile bilgisayar, internet, radyo, televizyon, gazete, dergi, telefon, okul, tren, otobüs, uçak gibi eğitim ve ulaşım araçlarının çoğalması, bölgeler arasındaki ayrılıkları gittikçe azaltmakta. Teknolojinin getirdiği değişim bir yöreye ait yerel atasözleri ve deyimlerin unutulmasına yol açıyor. Böylece gençler yaşadıkları ilin veya köyün yöresel dilindeki birçok deyimlere yabancılaşıyor.

Gaziantep Ağzı II (Deyimler, Meşhur Sözler, Atasözleri, Dualar, Beddualar) adlı eseri ile yöre halkının ağzındaki atasözü ve deyimleri derleyen Ömer Asım Aksoy başta olmak üzere yöredeki sözlü/anonim edebiyat ürünlerini derleyenleri saygı ile anıyoruz. Gaziantep yöresinde sıklıkla kullanılan “meşhur” sözlerin ve deyimlerin çıkışıyla ilgili hikâyeler halk arasında yıllardır ağızdan ağza dolaşmaktadır. Bu hikâyelerden birkaçına aşağıda yer vereceğiz.

Çızıyı kappeni kırdı

Antep’te Kaymakam Battal Bey, günlerden bir gün şehir içinde devriye geziyormuş. Yazıcık semtinde bir dokumacı dükkânından kahkaha sesleri yükseliyormuş. Merak etmiş, mahiyetiyle birlikte dükkâna yaklaşmış. Dükkânda bir yanda dokuma tezgahları bir tarafta da künefe (kadayıf) pişiyorlarmış üç kişiden ikisi omuzlarında o zamanki ağırlık ölçen, bugünkü basküllerin yerine kullanılan kappenin kalın direklerini almış, üçüncü kişi de kalın bir ipe bağladığı ağırca bir taş parçasını kappende tartıyormuş. Tartan şahıs bağırıyormuş: Filan beyin karısının ağırlığı beş batman, filan beyinki sekiz batman diye, birçok beyin isimlerini söylüyormuş. Etrafındaki şahıslar da kahkahalarla gülüyorlarmış. Battal Bey dükkânın darabasının (Tahta perde, tahta bölme) aralığından onları seyrediyormuş. Söylenenlere kısık sesle Battal Bey de gülmeye başlamış. Bir arlık seyircilerden birisi bağırmış “Çek ulan bir de Battal Bey’in karısını tart” demiş. Tartıcı ağırlığı çekip birden bağırmış: “Elli Batman” Elli batman gelen başka bir hanım olmadığı için bütün topluluktan birden şu sözler söylenmiş: “Çızıyı kappeni kırdı”. Bu söze herkes kahkahalarla gülmüş. Battal Bey bir şey söylemeden oradan uzaklaşmış. Ertesi gün Kaymakanlık’ta İdare Meclisi toplantısı varmış. Toplantıda şehrin tanınmış beyleri de hazırmış. Battal bey mahiyetine emretmiş akşamki tartıcı ve kappen taşıyıcılarını huzura getirtmiş. Aynı işi meclis önünde yapmalarını emretmiş Battal Beyîn her emrinin yerine getirilmesi gerektiğini iyi bilen kappenciler, başlamışlar aynı hareket ve sözleri tekrar etmeye. Birçok beyler kendi isimleri geçtikçe utanıyor, kızarıyorlarmış. Sonunda tartıcıya “Çek ulan Battal Beyinkini demiş. Tartıcı “Elli batman” diye bağırmış. Diğerleri Çızıyı kappeni kırdı” diye cevap vermişler. Bu son durum üzerine kendilerini tutamayan beyler gülmeye başlamışlar. Battal Bey, tartıcı ve kappencilere künefe parası vermiş. Bir daha böyle bir şey yapmamalarını tembih etmiş.

Parça pençik olmak : Gaziantep yöresinde pençik sözünün manasını gösteren bir atasözü ve bir de beddua vardır. Atasözü; “Oturmam diyen yatmış, yemem diyen sofranın pençiğini kapmış.” Beddua ise; “Parça pençik olasın!”. Buralarda pençik yırtılıp parçalanan şey ve “yama” manalarına gelmekte olup, pençe sözü ile ilgilidir. Bu değerlendirmeye göre pençik ile pencik’in aynı şey olmadığı görülmektedir.

Farsça kökenli pençe sözü, 1. Yırtıcı hayvanların ön ayaklarının parmaklarıyla tırnakları. 2. Ayakkabının tabanındaki kösele. 3. Etkisinden kurtulmak olanaksız, etkisi çok olan güç.Bu Karaosmanoğlu.

 “Parça pençik olmak” deyimi “pare pare olmak”  anlamında kullanılmaktadır. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü’nde Farsça kökenli pare sözü,  “Parça, kısım. 2. Tane, adet” anlamındadır. 

Fıstığı iç etmek : 1. Uğraşma, güzel ve kârlı sonucunu vermek. Bir işin zahmetini atarak istenilen amaca ulaşmak. 2. Güzel ve kârlı sonuç vermesi beklenen iş, tersine fena ve zararlı sonuç vermek. Bu gibi hâllerde “fıstığı iç etmek” sözü bazen ciddidir, bazen de aksi kastedilen bir alay ifadesidir. Bu ikinci mana için hikâye şöyle:

Bir derebeyi etraftaki köy ahalisinden her sene salma olarak binlerce kilo kabuklu fıstık alırmış. Köylüler bu ağır vergiden bıkmışlar; bunu yarıya indirmek için derebeyine delegeler göndermişler. Derebeyi, delegeleri kapıda bir hayli beklettikten sonra kabul ederek azgın bir çehre ve sert bir sesle “niçin geldiniz?” diye sormuş. Bu durum karşısında delegeler ricalarını söylemeye korkmuşlar ancak şunu söyleyebilmişler: “Köylüler adına şunu arz etmeye geldik. Her sene efendimize sunmakta olduğumuz şu kadar bin kilo fıstığı bu sene kabuklu mu verelim, yoksa iç olarak mı verelim? Derebeyi cevap vermiş: “İç isterim.” Delegeler döndükleri vakit köylü “Ne yaptınız?” diye sorunca demişler ki : “Fıstığı iç ettik.”

Kırfı cerf etti (Kırıp döktü, hurduhaş etti.) Kırf etmek: Buğday veya arpa orakla dibinden biçildiği sırada amele dikkatsizlik ederek bazı başlıkları demete girmeyip dökülecek derecede sapsız bırakmak; kırf olmak: buğday ve arpa biçilirken, çok kurumak gibi bir sebeple, başaklar kırılarak sapından ayrılmaktır. Fakat “kırfı cerf etmek ve olmak” tabirleri buğday ve arpaya münhasır olmayıp genellikle kırılıp dökülen şeyler hakkında da kullanılmaktadır. “Çocuklar taş attılar; pencere camlarını kırfı cerf ettiler.” örneğinde görüldüğü gibi.