Önce insan kendisini eleştirmeli. Hatayı kendisinde aramalı. Kim olursa, ne olursa ve hangi makam-mevkide olursa olsun. Biz öyle gördük büyüklerimizden. Gaziantep valimizin her defasında vurguladığı örf, adet, gelenek ve göreneklerimizde bunlar vardır bizim. Bir de ‘İstişare’ tabi ki. Sonuçta Müslümanız ve Peygamber Efendimiz (SAV) hadislerinde “İstişare pişmanlığa karşı kaledir” ve “İşi ehli ile istişare edene o işin en güzeli nasip olur” buyuruyor. Ben de valimizin alınganlık gösterdiği ve şahsımın kaleme aldığı “Vah halimize” haberi üzerine Güneş Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Bilge Ülke Güzel ve Oluşum Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Narin Demirci ile istişare ettim. Hani şu FOX TV’de İsmail Küçükkaya’nın hazırlayıp sunduğu Çalar Saat programında gazetemizin birinci sayfasıyla birlikte yayınlanan daha doğrusu yayınlanmaya değer görülen haberden bahsediyorum.

 Bilge hanım haber konusunda ödüllü ve ‘Habertürk’ geçmişi olan bir gazeteci. Narin hanım ise yine ‘En iyi haber’ dalında bırakın Gaziantep’i Kıbrıs’ta ödül almış ve üniversiteyi fakülte birincisi olarak bitiren bir gazeteci. Dolayısıyla ikisinin de fikri benim için değerliydi. Yıllar yılı ömrümü verdiğim bu meslek bana ortak aklın önemini öğretmişti çünkü.

Haberi masaya koyduk tartışmak için. Ancak haberin yanında bir de ses kaydı vardı masada. Türkiye gündemine oturmuş bir ilkokul çocuğunun okul çantasından kurusıkı tabanca çıkmasının gayet normalmiş gibi söylendiği, yaptığımız haberin esprilerle tabiri caizse tiye alındığı Gaziantep valisine ait bir ses kaydı idi. Sayın valim konuşmasında  “Yakın zaman içerisinde ilkokula giden bir çocuğumuzun çantasında kurusıkı tabanca ile yakalanıyor. Ertesi gün gazetede bir haber. ‘Vah halimize!’ Bende yeni bir görevimin daha olduğunu fark ettim bu haberle. Allah razı olsun. 511 bin çocuk okula giderken anneleri benim gözümün önünde çantasını hazırlıyor” diyor sayın vali bu kayıtta. ‘Artık 511 bin çocuğun çantasına bakmış olabilir miyim diye düşünüyorum’ diye ekliyor. Böyle bir ses kaydı karşısında meslektaşlarımla ne diyeceğimizi bilemedik. Vali bey hafta sonu yapılan Kent Konseyi toplantısında haberimizden bu cümlelerle bahsetmiş. Bir validen, bir kentin en tepesindeki mülki amirden bunları işitmek üçümüzü de hayal kırıklığına uğrattı. Olayın farklı tarafa çekilmesi ayrı bir vahamet iken durumun vazife olarak kabul edilmemesi facia idi bana göre.

Sayın valim!

Siz Kent Konseyi’nde bu sözleri söylerken bir müşteri, mısırını beğenmediği için bir mısır satıcısını öldürdü Gaziantep’te biliyor musunuz? Hem de silahla. Aynı gün yine tartıştığı eski kayınpederini vurdu birisi. Yine silahla. Yaralı kayınpederin yoğun bakımdaki tedavisi hâlâ devam ediyor. Gaziantep’te son 10 yılda bireysel silahlanma 10 kat arttı. Kentte 10 bin civarında ruhsatlı, 200 bin civarında ruhsatsız, silahın bulunduğu tahmin ediliyor. Gaziantep’te faal ve kayıtlı avcı sayısı ile av tüfeği imalat ve satışı arasındaki açı da giderek büyüyor. 2017; 10="" 3="" 5.="" 63="" bin="" bireysel="" gaziantep="" ile="" ilk="" n="" na="" ndaki="" olan="" rada="" silahlanma="" strong="" yine="" zda="">2017;>

Haberimde size tek tek öğrencilerin çantasını arayın valim demiyorum zaten. O silahın o çantaya nasıl girdiğini soruyorum. Çantayı aramak sizin göreviniz olmayabilir. Daha doğrusu görev olarak görmeyebilirsiniz ama benim bunları size sormak asli görevim. Çünkü ben gazeteciyim. Sorudan da, sorumluluktan da kaçmam. Çantayı aramak şahsi olarak göreviniz değil elbet ama o silahın o çantaya nasıl girdiğini, insanların bir oyuncak, ekmek, çay, şeker alır gibi nasıl bu kadar kolay silaha ulaşabildiklerini araştırmak ve önlemek kentin en büyük mülki amiri olarak sizin göreviniz diye düşünüyorum.

Çantayı aramanın göreviniz olmadığını söylediniz de aklıma bir soru daha geldi. Acaba o çocuk okula gerçek silahla girse ve birini öldürseydi ya da kurusıkı tabanca ile birini yaralasaydı ‘Benim görevim değil’ diyebilir miydiniz yine? Ya da Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan “Gaziantep’te neler oluyor vali bey?” diye sorsaydı “Benim vazifem değil cumhurbaşkanım” demek sizi kurtarır mıydı? Bilemiyorum gerçekten.

Ben bu köşe yazısını yayınladığımda belki bir kişi daha hatta bir kişi daha vuracak birilerini ve vurulacak birileri… Düşünmek dahi istemiyorum. İşte bana düşüncesi bile ağır gelen olayları insanlar yaşıyor. Ve ben gazeteciyim. Kamu yararına görev yapıyorum yani. Siz de bir kamu görevlisi daha doğrusu amirsiniz. Benzer noktalarımız var. İkimiz de memleket için çalışıyoruz mesela. Ve mesele memleket ise gerisi teferruattır bana göre. Hani sürekli söylüyorsunuz ya, ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ diye. Biz de devleti yaşatmaya çalışıyoruz sayın valim. Çünkü insan yaşamazsa Şeyh Edebali’nin korktuğu şey olacak maalesef. Ve biz ‘Hayat’ meselesini gayet ciddiye alıyoruz. Çünkü Azrail espriden anlamaz sayın valim…

O yüzden bugün olsa yine yazarım, yine yaparım aynı haberi. Çünkü ben korkuyorum sayın valim. Yastığa başımı rahat koyamamaktan ve vicdan azabı çekmekten korkuyorum. Peki ya siz? Siz de korkuyor musunuz?