Duyu organları aracılığı ile almış olduğumuz ses, görüntü, tat, koku bu ve benzeri uyaranlar, fiziksel bilgiler duyum diye adlandırılır.

Duyu organlarımız aracılığı ile almış olduğumuz bu duyumları, işleyen ve aktif olarak anlamlandıran zihinsel sürece, yeteneğe de algı diyoruz.

Yani gördüklerimizin duyduklarımızın anlamlandırılması, algının oluşmasını sağlar. Ne duyduğumuz ne gördüğümüzden çok daha önemlisi gördüklerimizden, duyduklarımızdan ne anladığımızdır.

Bilgilerimiz algılarımızın eseridir. Algılarımız da duyularımıza bağlıdır.

Son zamanlarda sıkça kullanılan algı yönetimi kavramı “ikna ve inandırma faaliyetlerini” de kapsayan geniş bir çerçeveye işaret ediyor.

Günümüzde bilgiyi yöneterek var olan gerçeklerle algılanan gerçekler arasındaki farkla oynayarak insanlar istediğine inandırılabiliyor. Manipüle edilebiliyor.

Devletler, ülke içinde uyguladıklarında “Algı Yönetimi”, uluslararası alanda uyguladıklarına da “Kamu Diplomasisi” olarak adlandırmaktadırlar. 

Kurum ve kuruluşlar ise “Halkla İlişkiler” adı altında çıkarları doğrultusunda algı yönetimini kullanmaktadırlar.

Algı yönetimini ilk defa sistemli bir şekilde tanımlayan ABD Savunma Bakanlığıdır. ABD savunma bakanlığı algı yönetimini, “Kitlelerin duygu, düşünce, amaç, mantık, istihbarat sistemleri ve liderlerini etkileyerek seçili bilgilerin yayılması ve/veya durdurulması; bunun sonucunda hedef davranış ve düşüncelerinin hedefleyenin istekleri doğrultusunda yönlendirilmesi” olarak tanımlıyor.

Uygulamada algı yönetimi, bazen hedef kitleyi kendi çıkarları doğrultusunda kandırma ve kullanma aracı, bazen içeride ve dışarıda ulusal güvenliğin sağlanması doğrultusunda kullanılacak bir iletişim disiplini, satış ve pazarlama alanında müşterileri ikna etme yolunda kullanılan teknikler olarak kullanıldığı görülmektedir.

Din, siyaset ve sporun algı yönetiminde araçsallaştırıldığı görülmektedir. Siyasi tarihimizde bunun birçok örneği vardır. Birçok olay tekerrür ediyor ve edeceği sinyalleri de geliyor.

Demokrat partiyi iktidara taşıyan CHP’nin ceberut uygulamaları ile birlikte “dindarlık” algısıydı.  DP de ezanı Arapça aslına çevirmek gibi benze uygulamalar ile bunu pekiştirmiştir.  

Aynı şekilde “İslam köylü”, “çoban sülo”, “barajlar kıralı” gibi sloganlarla sorunlarımızı bilen, içimizden çıkmış, yurtdışında eğitim görmüş algısı AP’yi iktidara taşımıştır. Aynı şekilde Demirel dindarlık imajını bunun üstüne ekleyerek altı defa gidip yedi defa geldi.

Türkiye’de Robert koleji mezunu seçkin bir aileden gelen B. Ecevit’i, kasketi, mavi gömleği ile “Karaoğlan”, halk çocuğu olarak iktidara taşınması aynı rüzgârların yön değiştirmesinin sonucudur.

T. Erdoğan’a İstanbul büyükşehir belediyesinin kapılarını açan, bir önceki yöneticilerin ayyuka çıkmış yolsuzluk iddialarının verdiği bıkkınlık neticesinde “Müslüman adam yolsuzluk yapmaz” algısıdır.

T. Erdoğan bunun üstüne “mağduriyeti” de ekleyerek Türk siyasi hayatının en uzun iktidarda kalma dönemine imza atıyor.

Paradigma değişiyor mu?

Bu gün “Müslüman adam yolsuzluk yapmaz” algısı ne kadar geçerliliğini koruyor?

İstanbul seçimlerinin iptali bir birine zıt iki görüşü halka dayayacak. CHP ve İmamoğlu mağduriyet algısı üzerinden gidecek, Ak Parti ve MHP çaldılar algısını oturtmaya çalışacak.

Bana göre sonucu “algı yönetimi” belirleyecek. Ne olduğu o kadar da önemli değil. Kimin, halkı neye inandıracağı çok daha önemli.

Cumhur ittifakı kazanırsa mevcut siyasi arenada kısa vadede bir değişim olmaz. Eğer E. İmamoğlu kazanırsa mağduriyet kozunu Ak Partinin elinden almış olacak. Ak Parti potansiyel muhalif liderini kendisi ortaya çıkarmış olacak. Bu olayın Türk siyasi hayatında dalga etkisi yapması İmamoğlu’nun performansı ve İmamoğlu’nun nasıl sunulacağına bağlı olacak. Yani yine algı yönetimine

N. Tarhan Algı teknoloji gibidir bizatihi bağımsız ve yönetilmesi gerektiğini söyler. Eğer biz özgür, bağımsız ve cesur isek algıların öznesi oluruz. Sorgulama kapasitemiz yoksa başkaları bizi yönetir toplumsal algıların nesnesi oluruz, seçim bizimdir. 

Kur’an-ı Kerim de “Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.” (Isra, 13) buyuruyor.

BİR MISRA

Top-ı âh-ı inkisâra pây-dâr olmaz yine

Kişver-i câhın nice sengîn hisârın görmüşüz

NABİ
 [Gönlü kırık olanın attığı ah topunun nice büyük sultanların sağlam kalelerini yıktığını biliriz.]

eczerdogan@gmail.com