Bir gurup bilim adamı tarafında yapılan beş maymun deneyi zaman zaman kişisel gelişim seminerlerinde ve bu konuya ilişkin kitaplarda yer alan, az çok bilinen bir deneydir.

Öğrenilmiş çaresizliğe örnek olarak gösterilen bu deneyde büyük bir kafesin içine beş maymun yerleştirilir. Kafesin ortasına yüksek bir merdiven, merdivenin tepesine muzlar yerleştirilir. Bir maymun muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmaya başladığında, maymunlara tazyikli su sıkılarak muzu almaları engellenir. Merdivenin basamaklarına tırmanarak muzlara ulaşmaya çalışan her maymunda aynı olay tekrarlanır.

Belli bir süre sonra maymunlar muza ulaşmaya çalıştıklarından ıslanarak cezalandırılacaklarını öğrendiklerinden, tekrar muza ulaşmaya çalışan maymunu döverek engellerler. 

Bu aşamadan sonra maymunlardan biri yeni bir maymunla değiştirilir. Yeni maymun hemen merdivenin basamaklarına tırmanarak muza ulaşmaya çalışır. Diğer dört maymun yeni gelen maymunu döverek merdivene çıkmasını engellerler. Bir maymun daha değiştirilir. Bu son gelen, yeni maymunda muza doğru ilk hamlesinde dayaktan nasibini alır. Üçüncü maymunda dördüncü maymunda değiştirilir. Hep aynı sahne tekrarlanır. Her seferinde yeni gelen maymun, muza merdivene doğru hamle yapar yapmaz dövülür ve engellenir. İlginç olan sonradan kafese konulan ve tazyikli su ile ıslatılarak cezalandırmadan haberi olmayan maymunlarda en son gelen maymunu döverek hatta daha çok döverek muza ulaşmasını engellemeye çalışırlar. 

Bu olayın temel esprisi eski deyim ile kıssadan çıkarılması gereken hisse, insanın önceki yaşadıklarından kaynaklanan başarısızlık duygusunun, buna dayalı olarak “Ne yaparsam yapayım, sonuç değişmez”  inancının, bireysel ve toplumsal gelişmeyi engelleyen en önemli faktör olduğudur.

Öğrenilmiş çaresizlik, belli bir durumda sürekli olarak başarısız olma, sonucunda ortaya çıkan başarısızlığı peşinen kabullenme durumudur. Başarısızlığı kabullenme, başarısızlığa teslim olma, öylesine güçlü bir psikolojik etkidir ki bazen başarısızlığın önündeki tüm engeller kalksa da kişi başarısız olacağına inandığı için engelin kalkmış olduğunu dahi fark edemez.

Deneyimizde de görüldüğü gibi asıl ilginç olan sonucu değiştirmeye çalışanların yediği dayaktır. Hem de olayın failleri yâda muhtemel zarar görecek olanlardan değil aynı istikamete doğru yürüyenler tarafından.

Bilirsiniz, sivil toplum kuruluşları temsil ettikleri kitlelerin duygu düşünce ve taleplerine aracılık edeler. Onlar adında mücadele eden, içinde bulundukları olumsuzlukları değiştirme çabasında olanların kendi kitleleri içinden birilerince hedefe konulması sizce de en az bu deney kadar ilginç değil mi?

 

Ne demişti genç ve yetenekli gazeteci Ahmet ASLAN kardeşim attığı twitte 

– Kendi peygamberini ateşe atmayan …..lı değildir. (Boşluğa her kes kendine göre bir kelime koyabilir. A. Aslanın ne yazdığını merak eden Twitter hesabından bakabilir)

 

BİR MISRA

Aşka kâbil dil mi yok şehr içre yâ dilber mi yok

Mest yok meclisde bilmem mey mi yok sâgar mı yok

Şeyhülislam Yahya

Aşkı taşıyabilecek gönül mü yok?

Şehirde (âşık olunacak) güzel mi yok? 

Mecliste sarhoş bulamadım, 

Şarap mı yok, kadeh mi yok? (bilemedim)