İnsanoğlunun hayattan beklentileri sonsuzdur, hiç bitmez. Belki de doyumsuzluğundan kaynaklanmaktadır bu. 

Dünyayı yese, daha yok mu, devamı var mı, demekten alıkoymaz kendini. İster ki istediğim, arzuladığım her şey olsun, emellerime ulaşayım. Peki, bu arzular, emeller nereye kadar devam eder… Evet, üç nokta koydum, zira insanoğlunun istekleri mezara kadar devam edip gider. Bunu dizginlemek, sınır koymak ve bir yerde frene basmak gerektiğine inandığımız gün dünyaya huzur hâkim olacaktır.

İstediklerimizin yerine gelmesi, hedeflerimize ulaşmak mutlu eder biz fanileri. Nefsimiz için isteriz her şeyi, bir başkası için istemek çoğu zaman gelmez aklımıza. Bencillik girer araya ve “ene” der, başkasını unutur faniler. Enenin dilimizdeki karşılığı benliktir. 

Bugün dünyanın doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine bakalım, sıkıntı, sorun ve kargaşa hâkim. Bunun yegâne sebebi benliktir. Bencilliğin öne çıktığı diyarlarda hep sorun hep gözyaşı hep fırtına olmuştur, olacaktır da. Sorun ve sıkıntının yoğunlukta olduğu ülkeleri incelediğimizde ise ne yazık ki İslam ülkelerinin öne çıktığını görüyoruz. Ne yazık ki diyorum, İslam huzur, kardeşlik ve sevgi dinidir ama huzur, kardeşlik ve sevgi sadece lügatte kalmış durumda. İçimizi sızlatan, yüreğimizi yakan hadiseler hep bu topraklarda yaşanıyor, ne acıdır ki yaşanmaya da devam ediyor. 

Senelerdir Filistin’e ağlarız da Filistinliler için ağlamaz gözlerimiz. Suriye’de yanarız da Suriyeliler için köz olmaz yüreğimiz. Mısır, Irak, Arakan, daha bilmem nere… Sorun ne zaman çözülür derseniz, şu şartlar altında çözüm beklemek olsa olsa iyi niyet olur. Temennimiz bir an önce sorunların çözülmesi ve hem İslam beldelerinde hem de diğer topraklarda kardeşlik türkülerinin okunmasıdır. İstemez miyiz ülkeler arasında sınırların kalkmasını, istemez miyiz insanların korkmadan, çekinmeden Uzakdoğu’da, Ortadoğu’da, Asya’da ve Avrupa’da elini kolunu sallayarak, özgürce seyahat etmesini. Tabi ki isteriz, isteriz ama bunun için de bir adım atmak istemeyiz. 

Dünyaya ben duygusuyla bakan niceleri gelip geçti bu diyarlardan ama kimseye kalmadı sahiplendiği dünya. Allah dostluğundan şeytanlığa düşen de “ben” diye diye bitmedi mi? Nefis, benlik iddiasında bulunan kişi/ler, şahsından başkasını sevmez, itimat etmez. Herkesi kendi gibi bilirde korku içinde yaşar ömür boyu. Bu nedenle nefsini beğenen ve ona güvenen kişi müflis tüccar gibidir de farkında değildir düştüğü durumun. Bu durumdan kurtulmanın yolu benlik iddiasından vazgeçip, her şeye tasarrufunun olmadığını bilmek ve görmekten geçmektedir. 

Dünyanın huzura gark olmasını istiyoruz da bunun için ne yapıyoruz. Mutlu bir toplum, mutlu bir insanlık istiyor gönlümüz de bunun için adım atıyor muyuz? Bunların olması için yapacağımız şey, nemelazımcılığı, benliği bırakmak, insanların dertleriyle dertlenmek ve sıkıntıların çözümü için kafa yormaktır. Bu birkaç maddenin dünyaya yayılması halinde işte o zaman alev toplarının yerinde güller açacaktır. Onu da biz görür müyüz, bilemiyorum.