Ülkelerin, şirketlerin ve hanelerin bu zamanda en çok üzerinde durduğu konuların başında iktisat gelmektedir. Çeşitli isimler altında gerçekleştirilen bu çalışma daha çok tasarruf tedbirleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Geldiğimiz noktada ülkelerin de şirketlerin de hanelerin de iktisada azami derece önem vermesi kaçınılmaz hal almıştır.

İnsanın hayatını idame ettirmesi için maddi ihtiyaçlarının ve taleplerinin karşılanması gerekmektedir. Sağlık, eğitim, güvenlik ve ulaşım gibi temel hizmetlerin yanı sıra, insanın en temel maddi ihtiyaçları yiyecek, giyecek ve barınmadır. Bunların gerçekleşmesi için de üretim gerekmektedir. Üretim olmadan bu ihtiyaçların karşılanması zordur. İnsan, üretileni tüketen ve hayatını da bu şekilde devam ettiren bir varlıktır. Tüketileni üreten de yine insandır. İşte burada devreye iktisat girmektedir. İktisatçılar, bu kavramı, “İktisat bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak için kıt olan kaynakları kullanarak fayda sağlamak” olarak tanımlamaktadır. Halktaki karşılığı da üretileni ihtiyaç oranında tüketmek, fazlasını da bir kenarda muhafaza etmektir.

İktisat her yönüyle bereket olan bir kavramdır. Yüce Yaratıcı da birçok ayetinde iktisada dikkat çekmektedir; “Yiyin, için fakat israf etmeyin.” (Araf, 7,31) En çok bildiğimiz ayetlerinde başında gelmektedir. Yine İslam Peygamberi Hz. Muhammed (sav) de “Bir kimsenin hayatında orta yolu tutması onun akıllılığındandır. İktisat eden geçim sıkıntısı çekmez. Canının çektiği ve arzu ettiğin her şeyi yemen, şüphesiz israftır” hadisleriyle iktisada ve israfa vurgu yapmıştır.

Gelinen noktada iktisat kaçınılmazdır. İktisattan mahrum olan her şeyden mahrum kalır. Çünkü iktisatsızlık yüzünden tüketiciler çoğalırken üreticiler azalır. Herkes gözünü devlet kapısına diker. O zaman da sosyal hayatın olmazsa olmazı, sanat, ticaret ve ziraat azalır.  Bu da milleti geriye götürür, fakir düşürür.

Eğer iktisat edip rahatlamak istiyorsak yapacağımız ilk iş, sırtımıza da cebimize de yük olan lüks ve şatafatı hayatımızdan çıkarmak olacaktır. Bugün insanlar son yıllarda adeta birbiriyle yarış içinde, “onun arabası var, benim niye yok. Onun evi var, benim niye yok. Onun evinde şu eşya var, bende niye yok…” diye, diye lüks ve şatafat çukuruna düştü. Bu istekleri karşılayayım derken kredi gibi bir belanın elinde adeta esir oldu. 1 liralık ürün, krediyle 5 liraya mal oldu. Sırf, nefisini tatmin etmek için sosyal hayatını berbat etti. Mesela, 2008 yılında 8 milyon olan icra ve iflas dosya sayısı 2018 yılı sonunda 20 milyona dayandı. İcra dairelerindeki icra ve iflas dosyası sayısı 19 milyon 901 bin 807';ye çıktı. En çok icranın bankalar ve GSM şirketlerinden geldiğini de hatırlatmamda fayda var. Fabrikada asgari ücretle çalışıp da 3 bin liralık telefon kullanan kişiye şaşırmamak elde değil. Kullandığı telefon, aylık gelirinden daha fazla olan bu kişi, ödeme dengesini kaybedince, birçok şeyini de tek tek kaybetmeye başlamaktadır. Bu da aile hayatı olumsuz etkilemekte ve ardından boşanma davalarında artışlar baş göstermektedir. Farkında mısınız; Küçük hatalar, kartopu olup sosyal hayatı darmadağın etmektedir.

Atalar, “Ayağını yorganınıza göre uzat” derken boşa dememiştir. Kazancına göre harcama yapan, hayatını ona göre planlayan kişi/ler maddi sıkıntı çekmezler. Aksini yapan da hem maddi hem de manevi sıkıntılardan kurtulamaz.

Bugün 7’den 77’ye herkesin iktisat düsturlarını hayatına tatbik etmesi gerekmektedir. Kurtuluş reçetemizin bu olduğunu unutmayalım.