|
AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı ve
Gaziantep
Milletvekili Fatma Şahin, ''Türkiye'nin gerek krizi az hasarla atlatması
gerekse hızlı toparlanıp büyümesi göz kamaştırıyor'' dedi.
Şahin, Türk ekonomisinin, büyük depremlere yol açan
küresel
krizde sağlam durmayı ve ayakta kalmayı başardığını, bu nedenle kriz
sonrası
toparlanması ve atağa kalkmasının da kolay olduğunu belirtti.
2010 yılında küresel ekonominin yüzde 4,2 büyümesi
öngörülürken, Türk ekonomisinin 6,8 oranıyla Çin ve Hindistan'dan sonra
en
fazla büyüyen ülke olması beklendiğine işaret eden Şahin, şunları
kaydetti:''Nitekim TÜİK verilerine göre 2010'un ilk çeyreğinde Türk
ekonomisi
yüzde 11,7 büyüdü. Türkiye geçtiğimiz süreçte kesintisiz 27 çeyrek
büyüme gerçekleştirmişti.
2008 ve 2009'daki eksi büyüme, 2009'un son çeyreğinde tersine döndü.
Türkiye'nin gerek krizi az hasarla atlatması, gerekse hızlı toparlanıp
büyümesi
göz kamaştırıyor. Türkiye ağır krize rağmen 880 milyar dolarlık Gayri
Safi Yurt
İçi Hasıla rakamları ile dünyanın en büyük 16., Avrupa'nın ise en büyük
6.
ekonomisi olmayı başardı.''
Fatma Şahin, bütçe dengesinin Gayri Safi Yurt İçi
Hasılaya
oranı bakımından da başta İngiltere, ABD ve Japonya olmak üzere bir çok
ülkeden
daha iyi noktalara gelindiğini kaydetti.
'Bankacılık sektörünün önemi büyük'
Türkiye'nin küresel krizi mümkün olduğunca az
hasarla
atlatmasının, bankacılık sektörünün yapısal değişimi gerçekleştirmesi ve
güçlü
sermaye yapısı ile mümkün olduğunu vurgulayan Şahin, Türk bankacılık
sektörünün
sermaye yeterlilik oranının yüzde 20'leri aştığını ifade etti.
Şahin, şunları anlattı:''Hane halkı borçluluk
oranları
itibarı ile de Türkiye AB ortalamalarının çok altında yer aldı; AB
ortalaması
yüzde 56, Türkiye ise yüzde 12 olarak gerçekleşti. Kişi başına milli
gelir
2009'da 8.590 dolar oldu. 2010 yılında Türk ekonomisindeki iyileşmelere
paralel
kişi başı milli gelirin yeniden yükselmesi bekleniyor. İhracat rakamları
2009'da 102 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakamlar, 2008'de 132
milyar doları
bulmuştu. Turizm gelirleri 21,5 milyar doları aştı. Enflasyon oranları
ise
yıllar sonra tek haneli rakamlara indi, devlet iç borçlanma faiz
oranları da
buna paralel olarak yüzde 8,7 düzeyine kadar geriledi.''
Türk ekonomisinin, IMF programları ile değil
tamamen yerli
orta vadeli programla yoluna devam ettiğini ifade eden Fatma Şahin,
şöyle devam
etti:''Yapısal dönüşümünü gerçekleştirmek sureti ile hem dünya
ekonomileri
içindeki yerini sağlamlaştırıyor hem de krizlere karşı dayanıklılığını
artırıyor. Halen yürütülmekte olan orta vadeli program uyarınca, 2009'da
6,6
olarak gerçekleşen merkezi yönetim bütçe açığının 2010'da 4,9, 2011'de
4,
2012'de ise yüzde 3,2 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Bu rakamlar,
2002'de
yüzde 11,5 düzeyindeydi. Yine 2002'de yüzde 73,7 olan AB tanımlı borç
stoku
39,4'e kadar düşürüldü, fakat kriz nedeni ile 2009'da 47,3 düzeyine
çıktı. Bu
oranın 2012'de yüzde 47,8 olarak gerçekleşmesi bekleniyor.''
Orta vadeli ekonomik programın uygulamaya konulduğu
Eylül
2008'den bu yana 104 adet kredi notu düşüşü gerçekleşirken, 44 adet de
kredi
notu artırımı yapıldığını bildiren Şahin, Türkiye'nin kredi notu sürekli
artırılan ender ülkelerden biri olmayı başardığını vurguladı.
Şahin, Türk ekonomisinin 2008'in özellikle ikinci
yarısı ile
2009'da yoğun olarak hissedilen krizin etkilerini attığını dile
getirerek,
şunları kaydetti:''2010 ile birlikte ekonomi depara kalktı. Buna göre,
üretici
ve tüketici güven endeksinde iyileşmeler görülüyor. Buna bağlı olarak
sanayi
sipariş endeksinde ve ciro endeksinde hissedilir canlanma yaşanıyor.
Ekonomideki toparlanmayla birlikte işsizlik oranlarındaki kabus da
bitiyor.
Toplam istihdam şimdiden 22,5'leri buldu. Bununla ilgili Ulusal İstihdam
Stratejisi Belgesi oluşturuldu. Buna göre, kadınların, özürlülerin ve
gençlerin
iş gücüne katılımı ve istihdamının artırılmasına öncelik verilmeye
başlandı.
Türk ekonomisi 2002-2010 arası daha dengeli bir gelir dağılımına da
ulaşmaya da
başladı. Hane halkı gelir düzeyine göre, en düşük gelire sahip yüzde
10'luk
dilimin gelir düzeyi, reel olarak yüzde 60 artarken, en fazla gelir
sahibi
yüzde 10'luk dilimin gelirlerinde reel yüzde 6,9'luk bir artış oldu.
Gelir
artışındaki reel ortalama artış oranı ise yüzde 22,7 olarak
gerçekleşti.''
Satın gücü paritesinde de olumlu gelişmeler
yaşandığını
ifade eden Şahin, ''Memurların satın alma gücü, 2002-2010 arasında
ekmekte
yüzde 47,4, makarnada yüzde 61,3, sütte yüzde 93,6, margarinde yüzde
109,1
arttı. Aynı dönem içinde, asgari ücretlinin satın alma gücü ekmekte
yüzde 55,5,
makarnada 70,2, sütte 104,4, margarinde 120,7 artış gösterdi. En düşük
emeklinin satın alma gücü ise, ekmekte yüzde 19,3, makarnada 30,6, sütte
56,8,
margarinde 69,3 yükseldi'' dedi. | |