Tarih:25.1.2018

Hasan Kalyoncu Üniversitesi Siyaset Bili ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şahin Dinçşahin, harekatta kullanılan T 122 Sakarya çok namlulu roket atar, atak helikopter, cirit lazer güdümlü füze, fırtına ve obüs gibi yerli silahların büyük bir sınavdan geçtiğini söyledi. Yerli silahlarla başarı sağlandığını belirten Dinçsan, "Ben bir askeri uzman olmamama rağmen güvenlik güçleri ve Ankara’da bulunan meslektaşlar ile görüştüğümüz zaman Türkiye’nin kendi geliştirdiği lazer savunma sistemi, atak helikopterleri, fırtına obüslerinin bu savaşta yoğun olarak kullanıldığını ve başarıya ulaştığını görüyoruz. Bu hem Türkiye’nin bağımsızlığı için önemli bir adım. Türkiye zaten bağımsız bir devlet ama ekonomik bağımsızlık ve kendi kendine karar alma yani Türkiye ne zaman Kıbrıs’a olsun başka bir yere olsun ya da Türkiye içerisindeki terör unsurlarına karşı bir operasyon yapmak istediğinde silah aldığımız ülkeler bu konuda kısıtlamalar getirebiliyorlardı. Hatta zaman zaman ambargo uygulayabiliyorlardı" dedi.
Yerli silahlarla Türkiye'nin hem askeri gücünün hem de siyasi nüfuzunun arttığını belirten Dinçşahin, "Böylelikle kendi milli silahlarımızı kullanarak bu tür uluslararası sınırlamalardan muaf olacağız. Üstelik bu ürettiğimiz silahlar o kadar başarılı oldular ki bunların zaman içerisinde tüm dünyadaki müttefik devletlere satılması ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti hem askeri gücünü hem siyası nüfuzunu arttıracaktır" şeklinde konuştu.

Zayiatın azlığı başarıyı gösteriyor
Doç. Dr. Şakir Dinçşahin, yerli üretim silahlardaki başarı oranının zayiatın azlığı ile görülebildiğini vurgulayarak, "Kullanılan milli silahların başarısı ile ilgili şunun altını çizmek lazım. Maalesef 1 ya da 2 şehit haberi geldi. Mekanı cennet olsun ama bir ya da 2 şehit haberi geldi. Operasyon sırasında zayiatımız, şehitlerimiz, yaralılarımız, uluslararası gözlemcilerin tahmininden çok daha az oldu. Bunda Türkiye’nin kullandığı milli silahların başarısının etkin rol oynadığını düşünüyorum. Asker olmasam da gözlemci olarak şunu söyleyibilirim. Askeri cepheye, doğrudan doğruya süngü savaşı gibi omuz omuza yapılan savaş gibi girmektense Türkiye bu savaşta daha ziyade teknolojik silahlar kullanıyor. Bu savaş başarıya ulaştı ki zayiatımız, şehitlerimiz, yaralılarımız çok çok sınırlı kaldı. Bundan sonra da böyle devam etmesini umuyoruz" ifadelerini kullandı

Amaç Suriye'ye barış götürmek
Doç Dr. Şakir Dinçşahin, Zeytin Dalı Harekatı'nın amacının Suriye'ye barış götürmek olduğunu kaydederek, "Türkiye’nin bu operasyonu yaparken beyan ettiği bazı amaçlar var. Bunlardan bir tanesi terör koridoru olarak bildiğimiz PYD/PKK terör örgütünün Türkiye’nin Suriye sınırında denize doğru açıla bir koridor kurmasına ve kuşatmasını engellemek. İkincisi Türkiye’nin sınır ve can güvenliğini sağlamaktır. Böylelikle Afrin kontrol altına alındıktan sonra Antakya, Reyhanlı ve Kilis gibi bölgelerin sınır güvenliği daha iyi sağlanmış olacak. Ama bir başka amaç Suriye’ye barışı götürerek buranın daha yaşanabilir huzurlu bir ortam oluşmasını sağlayarak Suriyeli misafirlerimizin tekrar dönmelerini isteyeceğimiz ve kendilerinin de isteyeceği barışçıl bir ortam hazırlamaktır. Sanırım operasyon ismi ile uyuşmuş oluyor Zeytin Dalı insanlara ülkeye ulaştırılmış oluyor. Operasyon başarılı olunca da Suriyeli misafirlerimizin önemli bir kısmı belki tekrar dönmeyi isteyebilirler" ifadelerine yer verdi

Sırada Münbiç ve Kobani var
Dinçşahin, operasyonun başarıyla tamamlanarak, sırada Münbiç ve Kobani için diplomatik sürecin başlayacağına inandığını ifade etti. Dinçşahin, "Operasyonun Afrin’in kontrol altına alınması ile birlikte sonuçlanmasını bekliyorum ve bununda yakın zamanda olacağını ümit ediyorum. Bundan sonrası ise tekrardan bir diplomatik süreç diye tahmin ediyorum. Türkiye Münbiç ve Fırat’ın doğusu Kobani ile ilgili ilk önce diplomatik bir süreç başlatacaktır" dedi.

"ABD'ye baskı devam edecek"
Doç Dr. Şakir Dinçşahin, ABD'nin bölgedeki terör örgütüne verdiği desteği bırakması için diplomatik baskının devam edeceğini ifade ederek, "Belki Birleşik Devletler ile bir operasyona ya da askeri bir müdahaleye gerek kalmadan anlaşmaya varılır. Belki de varılmaz ama varılmadığı taktirde Türkiye sınırlarındaki bu terör unsurlarını bölgeden temizleme konusunda kararlı gibi görünüyor. Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin askeri ve diplomatik gücünü kendi amacına ulaşmak için koordineli bir şekilde kullanacağını tahmin ediyorum" diye konuştu.

"Batılı devletler geri adım atıyor"
Doç Dr. Şakir Dinçşahin, Türkiye'nin Afrin konusundaki kararlı tutumu karşısında kendi çıkar ve menfaatlerini gözeten Batılı devletlerin geri adım atmaya başladığını anlatarak, "Batılı devletler, dış politika takip ederken, kendi menfaatlerine ya da operasyonlarda, diplomasi ilişkilerde kar zarar hesabına bakarlar. Türkiye’yi bu kararlığından geri çevirmek için ödeyecekleri bir bedel var. bu bedeli ödemeye hazır değiller. Çünkü bunun sonucunda elde edecekleri kar ödeyecekleri bedelden çok daha az olacağı için batılı devletler bu konuda çelişkili ve kafası karışık bir tutum izliyorlar. Fransa Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulunu toplayacağını daha sonra bunun maliyetli bir iş olduğu vakit geri adım attı. ABD, PYD ile birebir ilişkili ittifak halindeyken, şimdi ise tekrardan Türkiye ile ittifakını tazelemenin yollarını aramaya başladı. Netice itibariyle batılı devletler için kendi menfaatleri en temel şeydir. Bu ülkelerin menfaati bir terör örgütünü desteklemekten ise eski uzun süreli ve güvenilir bir müttefikleri olan Türkiye Cumhuriyeti'ni desteklemekten, onun yanında yer almaktan geçer" dedi

"Türkiye'nin yanında yer almak isteyecekler"
Dinçşahin, Suriye’de pek çok aktör bulunduğunu belirterek, barış sürecinin kolay olmayacağını ifade etti. Artık ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin Türkiye'nin yanında yer alacağına inandığını ifade eden Dinçşahin, "Suriye'de pek çok aktör var. Bu aktörlerin birbirleriyle çatışan çıkarları söz konusu. Kısa vadede Suriye’de bir çözüm yolu olduğunu, bunun kısa sürede çözüleceğini söylemek güç. Son gelişmeler, bölgedeki PYD ve PKK unsurlarına özellikle ABD gibi batılı ülkelerin destek vermesinin nedeni, DEAŞ’a karşı mücadeleydi. Fırat Kalkanı Harekatı ile Türkiye’nin DEAŞ unsurları bölgeden önemli ölçüde temizlenmiş oldu. Bu ülkelerin bu bölgedeki PYD/PKK unsurlarına destek vermelerinin bir nedeni kalmadı. Bundan dolayı bu pozisyonlarını terk ederek, Türkiye’nin yanında yer almak isteyeceklerini, bunun yollarını arayacaklarını tahmin etmek güç değil" diye konuştu.